Didim Balık Avı

Didim Balık Avı denince teknelerle günübirlik balık avına çıkan ellerinde oltalarıyla meraklı yüzlerce amatör balıkçı geliyor gözlerimizin önüne.
Bu doğru, öyle turlar yapan tekneler var. Kahve köşelerinde öldürecekleri zamanı buralara deniz kenarına gelerek temiz havayla kaliteli bir şekilde değerlendiriyor insanımız…

Geçen ay “Didimde ilk yağmur” makalemde balık avlayan gırgır teknelerinin üzerinde geçen mücadeleyi dilim döndüğünce yazmaya çalışmıştım.

Ben de denizi seven biri olarak 13 sene sonra tekrar gırgırda çalışabilir miyim diye gezmeye diye gittiğim gırgırda ertesi gün çalışmaya başladım.
13 sene önce yine aynı kaptanın teknesinde çektiğim mantaryaka daha bir ağır gelince “yaşlandık herhalde” dedim kendi kendime. Reise bunu söyleyince “bu ağ daha büyük benzemez senin zamanında çektiğine” deyip su serpti yüreğime…

Gırgırda iş hiç bitmiyor
Haftalık ortalama 650.-TL güzel para aylık 2500.-TL demek. Ama iş ağır. Yine de büroda çalışmaktan güzeldir yada dört duvar arası kapalı mekan sevmeyenler için ideal…
Yapılan her ne iş olursa olsun – hafif yada kolay – siz sevdikten sonra sorun yok. Herkese göre değişir..
Reis demek herşey demek
Akköylü Reis Hasan Olgun bu işe yıllarını vermiş çekirdekten balıkçı. “O Denizi, avlanmayı, doğayı seviyor” demek yetmez, adeta işine aşık.

Ve balık hep aynı yerde durmaz. Hele gelinen teknolojiyle balığın kaçabileceği, saklanabileceği fazla yer yok dersek yalan olmaz.
Benim son bir haftadır süren balıkçılık maceram sürtesince en çok dikkat ettiğim şey yaspılan işin ne kadar zor, sabır isteyen, çelik gibi sinirler isteyen stresli bir iş olduğuydu ki bu kadar stres de ancak çelik gibi sinirlerle çekilir.

Eskiden kavak ağacından kasaların yerini şimdi polistren köpük kasalar almış. Buzu daha iyi muhafaza ettiğinden balığın serin kalması açısından daha iyi olsa da denize atılmaması gereken bir petrol ürünü, denize nylon poşet atmamak da önemli ve tekne personeli buna çok duyarlı. “Denizden ekmek yiyoruz, denize sahip çıkmak lazım, insan yediği çanağa pislememeli” diyorlar, bravo !
Ben ilk gırgırda çalıştığım sene bundan tam 13 sene önce yine mutfağımız vardı ama sırasıyla herkes yemek ve temizlik yapardı diye hatırlıyorum bu sefer işler gelişmiş ve tıpkı buralara avlanmaya gelen Karadenizlilerin o büyük tekneleri gibi sadece yemek yapan bir aşçı görevlendirilmiş teknede.
Sadece yemek işine bakan desem bile; yine aynı aşçı denize ağ atılır atılmaz ağın ipini ilk yakalayan ve makaraya veren, tek tek mapaları çözen de o…
Teknede aşçımız Didim Altınkumun eski otellerinden Delta Otelin aşçısı Ahmet Bey düzenli olarak hergün hem lezzetli hem kalorisi dengeli yemekleriyle atıştırmalık ve çorbalarıyla besledi bizleri sağolsun.

Balığın yemlendiği kıyıya yanaştığı zamanı bilmek yetmiyor. Her ne kadar kıyı balıkçılığı yapılıyorsa bile balıoğı gidip aramanız bulmanız gerekiyor.

Bunu da yapan kaptan köşkünde sonar ekranlarına bakan teknenin reisi. En son teknoloji alet edevatınız bile olsa ekrandaki renklerin ne anlama geldiğini çözemediyseniz ağları denize atar durursunuz…

Biz her attığımızda palamutları, karagözleri, sargozları, mercanları, lidaları, çupraları, kupezleri, lamba kayığına toplanan kalamarları tuttuk.

Lamba da şişesiz yanmaz ki

Lamba kayıklarında sabaha kadar yakılan lambanın işığına toplanan balık için ekstradan masraf yapmanız gerekiyor. Büyük Teknelerin hemen hepsinin filosunda lamba kayığı var ve olmazsa olmaz, şart. Lambacı bu kayıktaki sorumlu personel ve ola ki jeneratör arıza yapar yada yakıt biter, sürekli bakımdan sorumlu o personeldir. Arada telsiz veya cep telefonuyla muhabere edilğp durum raporu oluşturulur lambacının verdiği bilgiye göre lamba kayığının çevresi bazan bir iki defa sarılır ve balık alınır.

Duyduğuma göre Soğuk suyundan ötürü Karadenizde pek görünmeyen sardalya da Karadenizde tutulmaya başlanmış. Küresel ısınmanın sonuçlarını hep beraber yaşayarak göreceğiz.

Deniz suyundan kaliteli buz

Biz Altınkuma varıp limana yanaştığımızda dev gibi bir Karadeniz gırgırına bordroladık. Ağları bizimkilerin nerdeyse 3 katı yüksekliğinde, Çin seddi gibi dizilmişti. Duyduğuma göre burdan taa açıklara, uluslararası sulara Hamsi sardalye tırsi palamut tutmaya gidiyorlarmış… En tepesinde dev bir makine vardı, buz makinesiymiş… Öyle ya denizin ortasında bizim gibi buzcuyu bekleyecek halleri yoktu ya.. Peki dedim buz yapacak su ? Deniz suyu dediler. Deniz suyundan yapılan buz daha kaliteli oluyormuş. elbette deniz balığına tatlı su veya tatlı sudan yapılan buz yerine bizzat deniz suyundan yapılan tutzlu buz daha iyi gelecektir. 5 – 10 kamyon sardalya tutulunca onu sabaha kadar kepçeleyip güvertede buzlayığ depolara alamak apayrı bir iş…

Bu işin sonu yok… diyelim ki 20 metre tekneniz var bu bir kaç sene sonra 30 metreye ve daha çok metreye çıkabiliyor.

Tekne ne kadar büyük olursa o kadar kalabalık mürettabat ve o kadar büyük ağ ve daha fazla balık tutmanız gerekiyor.

hiçbir zaman garantiniz yok

Yüzde yüz o gün balık tutacaksınız veya şu kadar balık tutarsınız diye bir garantiniz yok.

Denizde ağları mola yaparken bazan denize düşmüş yada atılmış metal kablolar, ıvır zıvır eşyalar ağlarımıza takıldıkça bunları -diğer bazı tekneciler gibi- denize geri atmak yerine bizzat bir kenara ayırıp karaya varınca çöpe attığımıza şahit oldum. Ne de olsa oralarda tekrar ağ atıp, aynı çöpü tekrar ağlara taktırıp -hatta ağları yırtıp- onu atanlara küfretmekten iyidir bu yöntem…

Kıyı balıkçılığı derken…

Hamsi sardalya palamut peşinde koşan dev karadeniz yapımı tekneler dalgalı havalarda bile uluslararası sulkarda lamba yakıp avlanırken onlara göre daha küçük olan teknelerle didim :Kıyılarında bazan Güllüğk bazan Taşburun açıklarında yada Kuşadasına doğru gidip balık arıyor reisler.

Didim Cennet adası yada “ziraat adası” açıklarından adaya bakınca yüzlerce zeytin ağacı eski günlerden hatıra

Didim Zeytininin Kökleri Cennetten değil ama “Cennet Adası”ndan gelir

Didim Altınkumda tekne Turlarının uğradığı Cennet Adası’nda 1960‘lı yıllara kadar zeytinciliğin teşvik edilip geliştirilmesi için bir tesis kurulmuş. Evet Cennet adasında bulunan o binalar sanıldığı gibi bir manastırın felan değil; Ziraat Fakültesinden gelen ziraat mühendisleri ve onların emrinde teknelerle buraya getirilip burada “hastalıktan ari” bir şekilde aşılanan zeytin fidanlarının yetiştirilip Didimin Özellikle Köy hizmetleri denilen Taşburun civarına dikildiği biliniyor.
Hatta rahmetli babam da gençken yevmiyeyle gidip o zeytinler için günlerce çukur açmış.

Caretta Caretta yavrusu bebek deniz kaplumbağası ağlarımıza takılmış

Didim açıklarında balık avı yaparken 13 kasım sabahı ağlarımıza bir deniz kaplumbağası takıldı. Bu bebek deniz kaplumbağasını ağlarımızdan büyük dikkatle çıkardık, personel birlikte fotoğraf çektirme yarışına girdi ve ardından denize bıraktık.
Aynı duyarlılığı diğer balıkçıların da göstermesini umuyoruz. Doğada hep beraber yaşıyoruz.

Ninja Kaplumbağalardan Donatello’nun amca oğlunun çocuklarından mıdır bilemeyiz ama Allahsız tospağa dediklerinden değil bu belli her halinden…

suyu yakalamak

Didim, Bodrum, Marmaris gibi yerler başta olmak üzere her yaz su sıkıntısı yaşanırken; oteller ısrarla bunun gibi bazı sahil beldelerinde havuzlarına tanker tanker su taşırken sezonun bitimiyle bunları unuturuz hepimiz.
Kasımla başlayan sağanaklar bazan hiç durmaz ve ortaya istenmeyen şeyler çıkabilir. Kimisi aşırı yağış, kimisi taşkın, kimisi sel der… Adı önemli değil, verdiği zarar hep aynı… Sebebleri farklı olabilir: ya rant kaygısıyla dere yatağı doldurulup -yada doldurulmadan- yerleşim yapılmıştır, ya bölgede suyu çekecek bitki örtüsü insanlar tarafından katledilmiştir, ya rögar -veya yağan suları yeraltına alacak bir sistem- yokyur veya yetersizdir.
Bu yazının konusu bunlar değil; fakat direkt olarak yukarda yazdıklarımla alakalı.
Su akar deli bakar
“O eskidendi” diyemiyorum… Çünkü eskiden o su daha iyi değerlendiriliyormuş…
işte sarnıçlar bulara en basit örnek.

sarnıçlar en eski su depolama sistemlerinden

yağmur suyunu toplayan sarnıçlar

Yolunuz Bodrum’a Milas’a düşerse yol kernarlarında kubbeli, kireçle beyaza badanalanmış yuvarlak taş yapılar görürsünüz.
Bunları her gördüğünde ellerini açıp dua okuyanlar sonradan türbe olmadıklarını anlayınca kendilerine çok gülmüşlerdir diye düşünüyorum.
Fethiye’de Kayaköy’e gittiğimde eski insanların toprağına nasıl değer verip sahip çıktığını bir kez daha gördüm. Adamlar verimli araziye konut yapmayıp onun yerine sarp yamaçlara evlerini yapmışlar, ihtiyaçları olan suyu çatılarından sızan yağmuru evlerinin bir bölümüne inşaa ettikleri depolarda veya pişmiş topraktan küplerde tutup kullanmışlar.
Yağmur suyu, saf suya yakın olduğundan bazı mineralleri içermez. Çok güzel çay demlenir…

Didim Zeytininin Kökleri Cennetten değil ama “Cennet Adası”ndan gelir

Didim Altınkumda tekne Turlarının uğradığı Cennet Adası’nda 1960‘lı yıllara kadar zeytinciliğin teşvik edilip geliştirilmesi için bir tesis kurulmuş. Evet Cennet adasında bulunan o binalar sanıldığı gibi bir manastırın felan değil; Ziraat Fakültesinden gelen ziraat mühendisleri ve onların emrinde teknelerle buraya getirilip burada “hastalıktan ari” bir şekilde aşılanan zeytin fidanlarının yetiştirilip Didimin Özellikle Köy hizmetleri denilen Taşburun civarına dikildiği biliniyor.
Hatta rahmetli babam da gençken yevmiyeyle gidip o zeytinler için günlerce çukur açmış.

Ziraat Mühendislerinin o zamanlarda Cennet adasından teknelerle delice zeytinler getirilirken çadır kurdukları Altınkum – Çamlık’taki alan ise şimdiki DİDİM İLÇE TARIM BİNASInın olduğu yer. Kadastro geçerken zamanın yerli bilirkişileri kadostraya tapu için  Tarım ilçe olarak yazdirmislar… Çok miktarda DİDİM CENNET ADASIndan zeytin anakaraya getirilerek DİDİM ZEYTİNİN günümüzdeki temeli olmuştur dersek yalan olmaz.
Daha sonra -zannedersem 2004’te- Didimin Zeytinlerinin çıktığı bu Cennet Ada tapuda değişiklikle Turizm Bakanlığına geçmiş.
Yörenin Susam zeytini, ladolya zeytinine benzeyen yaprakları olan diğer zeytinler, ağaçtan düşünce hurma gibi lezzetlenen zeytinler ve bu zeytinlerden Bafa’ya kamyonlarla gönderilip sıktırılan yağlar yöre insanının damak tadını anlatır nitelikte…

İşte gırgırda balıkçılık yaparken Cennet Adasının diğer karşısına düşen Haydar Koy‘un bulunduğu yerde emekli bir amca vardı ve biz gırgırda ağları tamir ederken yanımıza geldiğinde kendisinden su sormuştuk. Bunları anlatmıştı bize ve o yıllarda kendisinin de hizmetli olarak Cennet Adasında çalıştığını suyu yağmurdan topladıklarını, kayıklarla fırtınalı havalarda su gelmeyince ordan kullandıklarını anlatmıştı.
Hatta Teknemiz için su almak istediğimizde bize sitenin bahçesindeki bir tulumbayı işaret etmiş “ama çay demleyecekseniz benim kendi suyumdan vereyim” demişti. Kendi suyunun ne olduğunu sorunca da “sitede su problemi çektiklerini bunun üzerine evinin giriş katındaki bir odayı betonla sıvayıp depoya çevirdiğini; yağmur sularını bu depoda topladığını ve sene boyunca kullandığını” anlatmıştı. Dediğine göre ilk yağmurlar çamurlu olduğundan bunu almazmış ama kış boyunca yağmurlardan suyu toplayıp en son koca bir parça 5-10 kg kadar sönmemiş kireci beton deponun kapağından içeri atarmış.
Bu sönmemiş kireç suda oluşabilecek kötü bakterileri, kurtçukları engellermiş dediğine göre…

Bize kendi deposundan doldurduğu yağmur suyuyla çay demleyip içmiştik. Tavşan kanı çay dedikleri şey işte “o yağmur suyuyla demlenen ve en dandik markada bile o lezzeti o rengi yakalamanızı sağlayan şey suyun kalitesi herhalde” diye düşünmüştüm… Ve o yağmur suyuyla iyi görünüyordu.

Elbette suyu olmayan yerlerde çareler üreten insanlar çağlar öncesinde sarnıçlar yapmışlar günümüzde de kullanılan yöntemler geliştirmişler.

su deposu

yağmur suyunu yıl boyu depolayabileceğiniz duvar şekilli su depoları sıkıntı çekilen yerlerde oldukça yaygın

Ne de olsa çaresizlikler buluşların anası…

Yağmur minicik damlalarıyla bile olsa şakaya gelmez…
Her yıl yağan onca yağmur önüne ne varsa katıp Didimde Yunuslu parkın olduğu yerden mesela denize akıyor yada kanalizasyona yük oluyor… Eskiden Avcılar çukuru denen yerden akan dere düne kadar her yeri sular altına katardı. Hatta Altınkum Polis Karakolunun arkasındaki bir 4 katlı bina lambırst diye çökmüştü ve temeline su giren bu binanın içinde şans eseri kimsecikler yoktu. Yazlıklarına gelen yazlıkçılar o kış moloz temizlemişlerdi sanırım.

Rant hesapları içinde yeşil alanları dere yataklarını imara açan sahil kesimlerinde her yere kanallar yaparak ne ölçüde çözüm sağlanabilir veya bunun yanısıra sisteme ekstra yük olan yağmur suları toplanıp; daha sonra park-bahçe sulamalarında, araç yıkamalarında, temizlikte kullanılamaz mı?

plastik su sarnıcı

Son yıllarda yeşil alanlar kazılıp yeraltına yapılan izolasyonla oluşturulan modern su depolama sarnıçları

Elbette kullanılabilir ama bunun için yatırım yapılması şart. Günümüzde inşaat sektöründe artan malzeme kalitesi ve kendini temizleyen, kendi elektriğini bile üretebilen “Akıllı Ev“ler neden yağmur suyunu depolayıp tuvalet rezervuarında yada apartman boşluğunun yıkanmasında kullanmasın ?

Yukarıdaki fotoğrafta Plastik kasaların birbire modüler olarak eklenmesiyle oluşturulan bu delikli yapı kazılan ve membran döşenerek su geçirmez hale getirilen çukurun içine döşenerek üstü yine membranla kapatılıyor. Yol kenarlarından sızan yağmur suyu rögar kapaklarından filtrelenerek içeri akıyor. Daha sonra bu su ihtiyaç oldukça sulamada kullanılıyor.

Sahil kesimlerinde su pahalı

Suyu yine de tüketiriz. Su temizliktir.. Su hayattır…
Hatta bilinçsizce, har vurup harman savurarak.. hoyratça tü.. ke.. ti.. riz..
ya çok zenginiz,  yada çok tembeliz veya ikisi birden..
Gökyüzünden yağan bu nimet felakete dönüşüyorsa yada boşa akıp gidiyorsa sorumlu kim ? Belediye ? Ya bunu depolayacak sistemleri çizmeyen mimarlar ? Ya buna para verecek ev sahipleri ? Ya siz ? ya biz ?

Tarlamızda yeraltı suyu çıkarma ruhsat verilmeyince eski güneş enerjisi depolarını hurdacıya satmayıp tarlaya götürdüm. Biraz tamiratla çürüyen sacı su tutar hale getirip toprağa kazdığım bir çukura naylon örtü serip yağmur suyunu her yağmurdan sonra gidip bu depolara topladım.
Fidan dikerken müthiş işe yaradı. bu kış su hasadına devam edeceğim. Tarlanın en taban yerine bir kuyu açtırabilirsem epey su toplarım diye düşünüyorum.
Evin çatısından gelen suyu da biriktirip bahçedeki ağaçlara kullanmaya devam edeceğim. Hatta balkon yıkarken, tuvalette rezervuar için kullanmayı deneyeceğim.
Tasarruf etmek isteyen yağmur suyunu toplayıp hem kanalizasyona ekstra yük olan fazla suyu değerlendirebilir hem de çevreye katkıda bulunabilir.