Zeytinlere kaolin kili uygulaması

Zeytinlere kaolin kilini ilk spreylediğimde bunun zeytinin yaprağını yemeğe gelen böceği tahriş edici bir etkisini okumuştum. Kendime “oh ne güzel doğal böcek kovucu” demiştim. Komşu zeytinliklerden geçerken “kireçlemişin zeytinleri, güzel olmuş” diyenler de oldu. Ama kireç aynı işi yapmaz. Yaprağı komple kireçleyip havayla teması keserseniz ağaç zarar görür. Gövdesine attığınız göztaşlı badana bile çok ince olmalı.

Kaolin kili nedir ? ne işe yarar ? Tarımsal kaplama kili olarak da bilinen ve son dönemlerde bilinçlenen çiftçilerimiz tarafından kullanılan bu seramik hammadelerinden birinin tozu olarak bildiğim, pulverizatörün memelerinden tıkamadan geçecek kadar ince toz yayıcı yapıştırıcı -tercihen reçine bazlı doğal- melzeme ve böcek ilaçlarıyla karıştırılıp ağaca spreylendiğinde ışığı hem geçiren hem de beyaz rengiyle yansıtan bir örtü oluşturuyor ağacın üzerinde.

İnternette ararken Parçacık Film Teknolojisi de dendiğini görürüz. Zira spreylenen bu toz değdiği yapraklarda bir film tabakası oluşturur. Zararlı güneş ışınlarını yansıtırken ağacın güneşten yararlanmasını fotosentezi engellemez, bilakis fotosentezi arttırdığı da söylenir.

Zeytin ağaçlarına kaolin uygulanması

Kaolin Kili uyguladığım Zeytin ağacı

En önemli kısmı ağacın spreylendikten sonra nefes alması, daha serin tutması, güneş yanıklığına karşı meyveyi koruması, yakıcı sıcaklarda kökleriyle toprakta esir bu canlıların kaçamasalar da bir nebze olsun güneşi yansıtarak serin kalarak direncini arttırması yönünde faydalı bulduğum bir uygulama. Zira 1,5 santigrat ile 4,5 santigrat derece serinlettiğini okumuştum internette.

Piyasada Amerikan malı olan da var Bulgaristandan ithal edildiği de söylenen de. Ben bulabildiğim en ucuzunu kullandım bu kez. Ama elbette kalite farkı var. 15 kilosu 85.-TL olan da var olabiliyor 25 kilosu 88.- TL kargo dahil olanı da. Gerek kimyasal böcek öldüren ilaçlar ve yaprak gübreleriyle bir miktar yayıcı yapıştırıcı karıştırılıp; gerekse organik böcek kovucu ilaçlar veya bakteri kökenli organik karışımlarla kullanılabiliyor.

zeytin yapraklarının yakından görünüşü

kaolin kili uygulanmış zeytin yapraklarının yakından görünüşü

Aslında burada amaç ağacı sıcağa karşı serinletmek olduğu kadar meyvede güneş yanıklığını engellemek. Bilhassa ceviz ağaçlarına uygulandığını biliyoruz.

Pamukta da bitkinin iletim demetinden rengini beyazlatan böylece güneşe karşı mukavemet kazandıran bir çeşit solüsyonlar olduğunu duymuştum. Maykıl Jackson’un derisindeki pigmentleri beyazlatması gibi bişe benzetmiştim pamuğa uygulandığını duyduğum o solüsyonları
Ama bu Zeytinlikte uyguladığım kaolin kili ağacın meyvenin yaprağın içine işlemiyor. Rüzgar ve çiğ ile yıkanıp gidiyor. Organik yani. Ama ilk uygulamayı % 5 (100 litre suya 5 kg eritilip karıştırılıyor)yaparken ikinci ve sonraki ilaçlamalarda bunun tam yarısı yani % 2,5 konuluyor(100 litre suya 2,5 kg eritilip karıştırılıyor) depoya ve iyice karıştırmak şart.

Depoya sırayla -hazırladığınız litreye göre oranlı olarak- ilaç kutularının üzerinde kaç litreye kaç ml giriyorsa (zira fazla kullanmak yarardan çok zarar getirebilir, kimyasal ilaç yada gübrede yeterli yağış olmadığından) yayıcı yapıştırıcı + böcek ilacı + yaprak gübresi (borlu ve çinkolu, ben toz Macrolive kullandım) + toz kaolin kili en son ilave edilip güzelce karıştırılıyor. Homojen bir karışım olunca yani her tarafında eş miktarda gübre – zehir – kaolin kili olunca spreylenmeye başlanıyor.

Ağaçlar küçükken sırt pompasıyla, büyüyünce motorlu sırt pompasıyla en nihayetinde boyumu geçti ve traktör arkası 600 lt bir ilaçlama makinesiyle spreyleme işlemini yapar oldum.

Buradaki fotoğrafta eski yıllarda uyguladığım organik Etkin mikroorganizmalar + reçine bazlı doğal yayıcı yapıştırıcı ve kargoyla getirttiğim kaolin kili görünüyor. Önceleri ağaçlar küçükken 15 kg bir paket yeterdi bugün durum farklı.

Çiftçilerimiz elbette daha az zehir ve kimyasal gübre kullanarak daha temiz, daha az kirlenmiş, daha lezzetli ürünler üreteceklerini biliyorlar. Tükiye bir tarım ülkesi ve üretmeden var olamayız. Bunun da son dönemlerde farkına varanların sayısı az değil.

Bir ağacınız da olsa, bin ağacınız da, herbirine birer evladınız gibi eşit sevgi gösterip, bakımını yapmak, hal hatır sormak için tarlaya gittiğinizde mazotun gübrenin, ilaçların fiyatı ortadayken işleyip ortaya mahsülü çıkarmak bazan çiftçinin elinde sihirli değneği olduğu hissine kaptırır beni… Toprak ana cömert… Çiftçinin karnındaki 40 “seneye”den biri daha gitti kurak geçen bu kışın ardından…

Bir kaç ağacımda vertisilyum solgunluğu olmuş, kuruma yapmış. Önümüzdeki günlerde kötü bakterilerin bir eseri olan bu Zeytin Solgunluğu meselesini çözmek için Etkili Mikroorganizmalarla uygulamalara başlayacağım, fırsat buldukça da paylaşacağım.

Parçacık film teknolojisi hakkında daha fazla okuma:
http://www.agaclar.net/forum/temel-konular-toprak-gubre-tohum-sulama/24481.htm


Didim hem deniz güneş hem de tarih kültür sunar size tatilinizde, eğlenirken dinlenirsiniz.

Kötü başlayan ve ülke genelinde kendini hissettiren Turizmdeki krizi fırsata çevirmek için daha fazla tanıtıma ihtiyacımız var belki de…
Web sitelerimiz Didim Guide Altınkum Didim Akbük Otel Motel Pansiyon Apart Restaurant Rehberi 2001 yılından beri yayında.
Geçen yıl yayınına başladığımız Didim Rehberi, Didimde hesaplı otel, Altınkum, Akbük Tekne turu, günlük geziler tanıtım sitesi de ziyaretçi sayısı gün geçtikçe artıyor.

Labranda Zeus tapınağından şu alemi seyreylemek

Labranda labraunda laybranda. Bakkallarda marketlerde kahvelerde yada susadığınızda içtiğiniz Milas suyunun markasından fazlasıdır Labranda… Bir hafta sonu gittik gezdik, gördük.
Tanrılar tanrısı Zeus’un bulutlar üstünden insanlar alemini seyrettiği tepedeki çimenlikten baktık Labrandanın kurulduğu dağın eteğindeki kartal yuvasından. Rehber kitaplarda Milasın 14km dışında olduğunu yazdıkları halde 7km şehir dışına düz sürdükten sonraki 7km yolu dağa sürekli tırmanan bir rampa yoldan pek bahsedilmeyişi çıktıkça küçülüp ufacık kalanlar aleminden bulutlara doğru yükseldikçe kalp çarpıntısı, heyecan, ağız kuruması, ne ararsan… Arabadan “dönelim”, “nerde bu Labranda?”, nereye geldik, kimsecikler yok…”, “artık bakamıyorum”, “yükseklik korkum var inelim yürüyelim” sesleri… Bir ara “ben de bakamıyorum” der gibi oldum ama “olmaz sen bak!, sakın haaa!” Sesleri yükseldi.. Eh ben kullanıyorum ya aracı şöför mahallinde….

Labranda yürüyüşü

Labrandaya yürüyüş parkurları Kargıcak 7 km, Kırcağız 12 km

Rampayı Feldispat çeken kamyonlara yol vere vere çıktık çıkmasına ama kulaklarınızın içeri kaçtığını hissedeceğiniz deniz seviyesinden 700 metre yukarı sizi hızlı bir şekilde götüren o nerdeyse 5 metre genişliğinde ve şimdilerde asfalt olan o yolu yer yer yüksek tonajlı dağdan çıkardıkları faldispat mineralini bize göre sanki son sürat taşıyan kamyonlardan kaça kaça tırmanıverdik. Feldspat cam, seramik, kaynak elektrotları ve boya sanayisinde kullanılan önemli bir endüstriyel hammaddeymiş.

Antik kentin ilersinde feldispat minerali madeninden yüklenen kamyonlar

Antik kentin ilersinde feldispat minerali madeninden yüklenen kamyonlar

Nerde bu labranda , ne bitmez yolmuş diye düşünerek ve arkadan önden gelen kamyon var mı diye dört gözle çevrenizi kollarken bir yandan da yükseldikçe her tarafınızı saran Çamlar dev ceviz ağaçları tek kelimeyle büyüleyici…

Antik çağlarda Zeus adına yaptıkları tapınak ve çevresinde özel günlerde gelip kurbanlar kestikleri yerler, sonrasında erken dönem hristiyanlığında yine dini törenlere ev sahipliği yapmış bu antik yer hiçbirzaman yerleşik düzende bir şehir olmamış.
Daha çok dini törenlere hem çok tanrılı dönemde hem de hristiyanlık döneminde evsahipliği yapmış.

akropolden Labranda

Labrandanın yüksek yerinden genel görünüm

Tabii eski inanışlar terkedilince Hristiyanlık da bu eski inanışları reddetmiş. Ama O çağlarda dini törenler için buraya gelen halk bir nevi hacı oluyormuş kendilerine göre belki de…
700 metre tepeye tırmanınca ve o tepede, yaz sıcağında olmamıza rağmen kaynayan her taşın altından doğal kaynak suyunu görünce o dönem insanına hak veriyorum. Su hayat ve suyun olduğu yerde hayat da oluyor.

Labranda merdiveni

bir yerlere çıkan basamaklar

Tanrıların tanrısı Zeusun tapınağı onun adına yakışır şekilde heybetli ve insanlar alemine tepeden bakan bir şekilde manzaraya hakim.
Tepenin eteğine yamacına tutunmuş bu antik kent derli toplu ve gezerken bizi pek yormuyor.

Antik kente girişte bizi karşılayan Antik kentin Bekçisi Ali Bey çay demlemiş, ikram ediyor. Yine bu yörenin insanında gördüğüm içtenlik ve samimiyetle çaylar içiliyor, tazeleniyor, sohbet her zamanki gibi koyu, tavşan kanı…

Labranda

Ali Bey, ellerinize sağlık, çaya denk geliyoruz

Labrandada ilk isveçli bilim adamları kazılar yapmışlar. Geçmişi anlamak geleceğe de ışık tutar.

Anadolu’nun Güneybatısında yaşamış olan Karia’lılar için Labranda oldukça önemli bir Kült merkeziymiş.
“Kült” ne demek ? sözcük olarak Kült Türkçe’ye Fransızca “culte”‘den geliyor. Sözcüğün temel kökü ise Latince cultus yani “tapınma” demekmiş.

Kült, esasen “din” anlamında kullanılsa da, din ve sosyoloji bilimlerinde, çevrelerindeki kültür veya toplumun genel veya anaarterin dışı gördüğü inanç, uygulama veya ibadetlere kendini adamış bir birleşik insan topluluğuna verilen isimdir diyor kaynaklar.

Çift baltalı tanrı Zeus Labraundos (Ζεὺς Λάβρανδος)

Çift baltalı tanrı Zeus Labraundos (Ζεὺς Λάβρανδος)

Çift baltalı tanrı Zeus Labraundos (Ζεὺς Λάβρανδος) kültünün kökeninin su kaynağı ve tapınak terasının hemen üzerindeki büyük kayaya dayanmış olması muhtemeldir diyor bilimsel yazılarda. En erken buluntular MÖ 6. yüzyıla aittir ve o evrede kutsal alan küçük bir tapınağa sahip bir teras ve çınar ağaçlarından oluşan bir koruluğa sahipmiş.
Perslere karşı isyan eden Miletos’lulara katılmış olan Karia’lılar MÖ 497 yılında burada bir savaşa katılmış ve kötü bir yenilgiye uğramışlar.

Zeus Tapınağı Labranda Milas

Zeus Tapınağı Labranda Milas

MÖ 4. yüzyıl ortalarında Karia satrapı(Satrap: DereBeyi) kral Maussollos (377-352)(Bodrum’da Moseleum diye bilinen mezarı olan kral) Labranda’yı bir aile kutsal alanı haline getirmiş. O ve kardeşi Idrieus (351-344) Zeus Tapınağı, iki büyük Andron (dinsel yemek salonları), Kuzey Stoa, Oikoi yapısı, Güney Propylon (geçit yapısı) ve Dorik yapıyı inşa ettirmişler.
Kutsal alana Mylasa’dan (Milas) başlayan Kutsal Yol olarak adlandırılan 8 metre genişliğe sahip taş kaplamalı bir yolla ulaşılmaktaydı. Kutsal alanda her yıl 5 gün süren dinsel bayramlar kutlanıyormuş. Hatta bu bayramlardan birinde Moussollos’un bir suikasttan kıl payı kurtulduğunu da yazıyor kaynaklar.

Labranda Akropole çıkarken oyuntular

Labranda Akropole çıkarken oyuntular

Hellenislik devirde (MÖ 3.-1. yüzyıllar) sadece bir çeşme yapısı inşa edilmiş olan kutsal alanda MS 1.-2. yüzyıllarda kuzey stoa yeniden inşa edilmiş ve iki hamam yapısı ile birkaç yapı daha eklenmiş.
Kutsal alanda MS 4. yüzyıl içinde eski tanrıların terk edilmesi sonrasında Doğu Propylon yakınında bir Bizans kilisesi inşa edilmiştir.
Labranda 1948 yılından beri İsveçli Arkeologlarca kazılmaktaymış.
Son dönemlerde Sponsorlar ve çeşitli üniversitelerin katkılarıyla güzel çalışmalar olmuş.

Labrandalılar

Labrandalılarla sohbet çok güzeldi

Bu işler sponsorla olan işler. Para varsa, kültüre, kazılara, araştırmalara harcanabiliyorsa geçmişin izleri gün yüzüne çıkabiliyor. Büyük firmalar ve üniversiteler AKADEMİK YARDIMLARLA bugün Labranda antik kentini gezebildiğimiz haline getirilmiş.

Şimdilerde asfalt dökülen bu yolun devamında Alinda(Karpuzlu) ve Alabanda (Araphisar – Çine) içlerine kadar devam ediyormuş. Bir dahaki sefer devam edip Aydın üzerinden geri gelme niyetindeyim.

Hiç göç etmemiş insanların Labrandalıların ve de çevrede varolan diğer antik kent sakinlerinin torunlarının torunları olduklarını düşünüyorum bir ara…

Didimde Tarih Olan Oteller

Didimde tarih olan oteller yıkılıp yerlerine yeni apartman yada 2+1 daireler inşaa ediliyor. Geçen yıl ve bu yıl yani 2015-2016 sezonları arasında yaklaşık 10-15 otel başta Didim 1. Oteller bölgesinde olmak üzere turizmdeki hizmet hayatlarına son verdi.
Sahipleri tarafından başta rantable olmayışları ve bilemediğimiz sebeblerden ömrünü tamamladı ve yıkılan oteller yeni inşaatlara yerlerini bıraktılar.
Yıkılıp yerine apartman daireleri yapılan işte bu Oteller artık Didimde konaklama tesisi olarak yok:
Yıkılan Oteller kervanına ilk katılanlardan

– Hüner Otel
– Avşar Otel
– Ocean Otel
– Park Otel
– Azzaro
– Lamirage otel
– Majestik Otel
– F&M Aparts
– Hergül Otel halen Apart Otel olarak hizmet veren Güçlü apartın karşısında ilk yıkılanlardan ve devamında
– Kale Motel
– İlksan dinlenme tesisleri de yıkılan bir başka tesis.
– Çamlık Otel
– Özgür Otel
– Grand Altınkum Otel

Mesela Denize sıfır otellerden benim çok fazla bilmediğim Gökçen Otel bugün Altınkuma plaja inerken şimdiki Göksu Pasajı olarak bilinen ve pek çok otobüs firmasının yazıhanesinin de bulunduğu 50 yataklı bir işletmeymiş. Her halde otelliğe ilk veda eden yapılardan olsa gerek.
Öyle ya hepi topu 2 ay sezonu olan bir yerde dükkan olarak kiracılar alıp 12 ay gelir etmek daha mantıklı görünüyor.
Geçen yılllarda gitgide yavaşlayan işler ve durağanlaşan tatil sektöründe kendilerini yenileseler de açmaza giren; gitgide kısalan turizm sezonunda daha fazla dayanamayan otelciler otellerini başta ardarda kötü giden ve kısalan sezonlarda küçük otelciliğin para kazandırırlığını yitirdiğini, işlerin hatta hiç birşeyin eskisi gibi olmadığını bu yüzden yıkıp dairelere dönüştürüp satma kararı alan otelci çoğunlukta.

Küçük ve orta ölçekli Didim Otellerinin büyük otellerle rekabet edecek düzeyde imkan ve fiyat politikası geliştirmesini bekleyemeyiz. Zira “herşey dahil” sistemine göre rekabete giren otellerin de yüksek cost(maliyet) sınırında turizmi canlandırmaya yönelik kampanyalarında en karlı çıkanların tatilciler olmasına karşın; otel işletmecisine tatmin edici bir getirisi var mıdır tartışılmaz, yoktur elbet.

ölü sezonu canlandıran çok hesaplı kampanyalar

Ama her yıl sezon açılışı kampanya yapıp çok ucuza denilebilecek fiyatlarla otellerin açılış yapması ölü sezon denilen Mayıs – Haziranda masrafları çıkarmak, ülkenin, bölgenin tanıtımını yapmak adına vazgeçilmez bir uygulama. Yani olmazsa olmaz. O aylarda zaten tatile pek çıkamayan yerli turist yerine Balkanlardan, Avrupadan, Rusyadan tatile gelen kafileler bir nebze de olsa ölü sezonu canlandırıp turizmde rahatlama sağlıyorlar.
Herşey dahil fiyat sistemi otelcilikte yapılan en büyük hata olarak kabul görse bile yıldan yıla rekabete giren pek çok otel bu sisteme maalesef geçiş yapıyor.

Yıkıldıktan sonra apartman olan otellerden pek azı yeniden otel olarak inşaa ediliyor veya edilmiyor.

Diğer taraftan Didimde inşaatı biten, açılan yeni 5 yıldızlı herşey dahil çalışan lüks otellerin sadece birinin yatak sayısı bu yıkılan ve ortalama 60-70 yatakla 150 yatak arasında kapasiteleri bulunan otellerin yatak sayılarının hepsinin toplamından bile fazla.

Bir başka deyişle küçük ve orta büyüklükteki işletmeler OUT büyük ve herşey dahil işletmeler iN ? yeni trend bu mu?

Turizmde trendi ne belirler ? kimler belirler ? konaklama tesisi olmadan bir beldede turizmden bahsedilemeyeceği gibi birbiriyle direkt temas eden dişliler gibi her bir birimin turizm sektöründe sistemin işlemesi için üzerine düşen görevi yerine getirmesi şart. Yani cazibe merkezi haline gelen bir yerde bu zincirin halkalarından biri kopuksa yada dişlinin çarkları işlemiyorsa ne yapsanız boş.

Güvenlik, ulaşım, altyapı, personel, bu dişlilerden sadece bir kaçı.
Belediye altyapıyı yaparken zamanında işleri bitirip diğer günlük işlere dönebiliyorsa, Otelci tadilatını bitirip müşteri kabul edebilir duruma geliyorsa, Tur şirketi, acentacı Otele müşteri getiriyorsa, gelenler sorunsuz bir şekilde ulaşım hizmetlerini kullanıp diledikleri yerlere güvenle gidip gelebiliyorsa, yetişmiş, kalifiye personel, mutfaktan tutun önbüroya kadar işini düzgün şekilde yapabiliyorsa işte o zaman oluyor.

Aksi takdirde sözgelişi süper bir oteliniz var ama acenta satamamış, yada kendi imkanlarınızla yeterince tanıtamamışsanız otel dolmuyor, fiyat politikanızı maliyetleri ayarlayamıyorsanız yada otel dört dörtlük ama yolu yok yada kimbilir ne dertler ne tasalar.. Ama en çok dallı budaklı çetrefelli ve de zor olan hep konaklama işi bence turizmde. Konaklama iyiyse, konforluysa yemekler nefisse oluyor sabit müşteri bile her sene size gelen. Tabii güleryüz, samimiyet, kazıklamamak vs. hepsi beraber…

Didimde de artık trend ultra Herşey dahil 5 yıldızlı oteller gibi görünüyor. Tercihini halen orta ve küçük otellerden yana kullanan tatilciler web sitelerimizdeki sponsorlarımız Apart Otellere yada küçük ve orta büyüklikteki diğer Didim Altınkum Otelleri sayfalarımıza bakabilirler.


2001 yılından beri websitemiz www.didimguide.com Didim ve çevresini 4 dilde anlatan bir çalışmamız. Geçen yıl sadece Türkçe Dilinde www.didimrehberi.com web sitemizi yaptık.
Cafe Olive Sanat Galerisi Didim Akköy mahallesinde, Akköye gelirseniz gezebilirsiniz.

Küresel Isınma

Bu yıl zeytinler başta, çiftçinin yetiştirdiği arpa buğdaya kadar buralarda ürün keyifsiz,  üretici keyifsiz.
Kış kurak geçti desek yeridir.
Zamanlı zamansız esen sıcak rüzgarlar, yağış umuduyla kafamızı göğe çevirdiğimizde dağılan bulutlar. Milasa Bafaya Kazıklıya yağarken buralarda çiseleyip geçen bulutlar.
“Ha tabii orda tepelerde sırtlarda dağlarda çam ormanları var ve bulutu çekiyor” diyorum kendikendime.
İnternete bakınca yada arada gazeteleri karıştırırken karşıma çıkan makalelerde eskisi kadar fazla olmasa da küresel ısınmadan bahsediliyor. Oysa hala dünyamız ısınıyor ve iklimler değişiyor… Kimine göre ısınıyoruz kimine göre soğuyoruz…

Akbük Kazıklı arasında

Akbük Kazıklı arasında motorumla yeşile akıyoruz

Uzmanlar, özellikle son 30 yılda ormanların, makilik alanların, meraların, göllerin ve çayırların inanılmaz bir hızla katledildiğini söylüyorlar. Doğal alanların, daha fazla sanayi alanı veya tarım alanı açmak için yok edildiğini söyleyen uzmanlar, “Bu yüzden karbondioksit salınımına ilişkin doğal denge bozuldu” diyorlar.

Dünyadaki karbondioksit oranının artmasının en önemli nedeni yeşil örtünün hızla yok edilmesi.
Çünkü, 20 metre boyundaki bir ağaç tam 12 kişinin 1 yıl boyunca birlikte ürettiği karbondioksidi emerek oksijene dönüştürebiliyorken siz binlerce ağacı yok ederseniz oksijen azalacak, ozon tabakasındaki delik büyüyecek, küresel ısınma artacak diyor uzmanlar.
Evliya Çelebi’nin “Seyahatname” adlı eserinde, “Van’daki bir sincabın daldan dala atlayarak İskenderun Körfezi’ne kadar gidebildiğini” yazmış.
Buralarda da bu duruma benzer örnekler veren yaşlılarla konuşunca onların büyüklerinden duydukları çok eskiden o zamanlarda Akköyden Didime bir sincabın hiç ağaçtan inmeden gidebildiği
Tarım arazisi açmak için açılan yada bir doğa felaketi olarak tanıdığımız yangınlar yok olan ağacın yerine yenilerinin dikilmeyişi…

Doğadaki en vahşi yaratık yine insan.
Gözardı edile edile ormanlarla birlikte ağaçla birlikte yok ettiğimiz yine kendimiziz düpedüz.
Didim Akbük yol kenarlarına dikilen çam ağaçları o yol boyunca doğal maki örtüsünden sonra görebildiğimiz en güzel yeşil. Akbük sırtlarındaki çam ormanlarını da buna katalım. Akköyde kesilen onca meşe ve çamdan kalanlar… belki oraya bir yürüyüş yolu yapılırsa daha iyi korunur.
Belki doğa insan olmadan kendi dengesinde çok daha mutlu ama bu mümkün görünmüyor.

ille de meşe değil ?
Ağaçlandıralım diye tek tip ağaç ekmenin yanlış olduğunu da vurgulayan uzmanlar ille de meşe diyorlar. Kazık kökleriyle toprak erozyonunu önleyip su tutmasını ve mikroorganizma açısından zenginleştirmesinin yanısıra, palamutuyla yaban hayvanlarını, keçileri besleyen, elbette böcekleri toplayan kuşların yuvası olması yönüyle de önemlidir meşe en az diğer ağaçlar kadar.
Çevremizde makilik dediğimiz ve okulda Akdeniz iklimi bitki örtüsü diye öğrendiğimiz fundalıkların, aslında 14 türü olan meşe ağacının akmeşe denilen bir türü olduğunu okumuştum.

doğpal bitki örtüsü tarımsal amaçlı

doğal bitki örtüsü tarımsal amaçlı alan açmak için temizleniyor ?

Park ve bahçelere meyve ağacı

Yine de park ve bahçelere meyve ağaçları dikilmeli diyenler bunun palmiyeden daha faydalı olduğunu söyleyecekler yada arsız bir dut fidanı bile olsa hızlı gelişen dutlar olgunlaşmaya başladığında gelip geçenlere meyvelerini sunan iğdeler gibi, mis gibi kokan çiçekleriyle narenciye gibi. Hem arılara nektar hem de polen kaynağı ıhlamurlar.
Hangi ağaç olursa olsun küresel ısınmayı yavaşlatacağından dikilmeli. Her boş gördüğünüz yere ağaç dikilir mi bunu sınırlayan yasalar var mı?
Elbette bunu önceden araştırmak gerek. Çalılığı söküp tarımsal amaçlı yer açmak, en başta zeytin ağacı dikmek insanların yüzyıllardır yaptıkları bir şey.
Son yıllarda zeytin fidesinde cins seçimi yapılırken de ticari kaygıların önplana çıktığı ve bodur Gemlik tipi ağaçların her yerede teşvik edildiği biliniyor.
Oysa her ağaç kendi toprağında en verimli. Eski cins zeytinler bile sökülüp var senesi yok senesi meselesini suladıkça ürün veren cinslere kaydırmak ne derece doğru tartışılır.

kısadan hisse
Küresel ısınma gümbür gümbür geliyor ve biz ne yapıyoruz? Paranın yenmeyeceğini farkedeceğimiz günün gelmesini mi bekliyoruz?
Kıyametin koptuğunu görsen bile, elinde yeşil dal varsa dik.”
Aslında cevap sorunun içinde. Karbon salınımını durduramasa bile önemli ölçüde yavaşlatacak yeşil aksamı arttırmalı en kestirme yoldan ağaç dikmeliyiz.
Güzel şeyler de oluyor sözgelimi TEMA Vakfı‘nın, Türkiye genelinde 1 milyon hektar alanda sağlıklı meşe ormanları oluşturmak amacıyla 1998 yılında başlattığı “10 Milyar Meşe Projesi”nin başarıyla sürdürüldüğü haberini okuyorum basında.

Devasa arazi araçları yerine daha küçük motorlu hatta yakıt kullanmadıkları ve karbondioksit salınımı yapmadıkları için, doğal olarak benzinli ya da dizel araçlara kıyasla çok daha çevre dostu bir ulaşım aracı olarak karşımıza çıkan hibrit elektrikli araçlar bir yandan yeşili kirletmezken diğer yandan ozon deliğini yavaşlatmada işe yarar görünüyor.

suyu yakalamak

Su… Herşey su…

Motosiklet hatta bisiklet kullanımı yaygınlaştırmalı, güneş enerjisinden daha fazla yararlanmalı, kömürlü odunlu sobalar yerine güneşli havalarda pencereden giren güneşle bile ısınacak izolasyonlu evler yapılmalı.

Çöplerden çıkan zehirli gazlar apayrı bir yazı konusu olabilir. Çöp yığınlarından tepeler kurmak yerine evlerden başlayan bilinçle ayrıştırmaya dönüşüme gidilmeli. Yararlı Bakteriler, Mikroorganizmalar burada doğal bir katalizör görevi görüyor zaten.
Mesela cam şişeler evde ayrılmalı, yeşillik ve yemek artıkları da..

Tüketemeyeceğinden fazla ekmek almamalı, alıyorsa küflenmesini beklemeden kuşlara, hayvanlara vermeli..
Doğa kirlenmesin, yeşil yok olmasın onu temizlesin diye sırf bunlar.

Suyu Yakalamak
Su israfı ve yaşamsal önemi hakkında da yazmıştım bir kere. Suyun ne kadar değerli olduğu insanlığın varoluşundan beri bir gerçek.
İşte yağmur az yağdı zeytinler randımansız, arpa buğday ne gübresi atarsan at hışır boysuz ve cılız.
Esen sıcak rüzgarların çiçeklerini kavurup döktüğü zeytin ağaçlarına bakıp “bu sene Didim piyasasında yağ 20.-liranın altına düşmez diyorum kendi kendime.