Çapa makinesi Römorkuyla Taş toplama

Bu kış satın aldığım çapa makinesi arkası romork hem çapa makinesini bir yerden bir yere götürürken üstüne binip gitmeye hem de ufak tefek malzemeleri getirip götürmeye yaradı.

Çiftçilikte ekipman çok önemli, ekipmanınız yoksa işlerinizi ekipmanı olan birine yaptırtmak durumundasınız. Sözgelimi tarlanızı sürmeniz, ilacını, gübresini atmanız, mahsülü taşımanız için traktör ve ekipman olmazsa olmazlardan.

Şimdilik 10 beygir gücünde devlet hibe destekli aldığım çapa makinesiyle ağaçların  dibine kadar yanaşıp ot mücadelesi ve toprak işlemesinde kullandığım çapa makinesiyle buraya kadar gelebildim.

Çapa makinemi çektiğim video

Çapa makinesini almadan önce, tarlayı sürdürmek için senede orta halli bir çapa makinesi parası gibi bir para ödüyorken çapa makinesiyle 50.-TL mazot harcayarak bu işi kendim iki günde yapabildiğimi gördüm.

Hatta önceleri sadece ağaçların çevresini açılarak spiral şeklinde iki tur dönerken komşumun “araları da sürsene, gen kalır, tav kaçar” demesiyle gaza gelip ağaçların etrafı bittikten sonra düz-ara sürdüm geçtim ve bu kış çapa makinesinin geçmediği yer bırakmadım.

Zor oluyor tabii… üstüne binip sürmek var bir de atın öküzün arkasında karasaban gibi adım adım bütün tarlayı adımlayarak sürmek var…

Traktörün 3 – 4 saatte bitireceği yeri nerdeyse 5 + 5 saatte iki günde sürmek antrenman sayılır. Motorun soğuması için verilen molalarda birşeyler içmek, atıştırmak olmasa çekilmez.
Ama her seferinde kendikendime söylenmeye başladığımda ardıma dönüp bakınca koskoca yer sürdüğümü görüp kendime moraller verdim tabii…

Zeytinlik derin toprak işleme sevmez, otu öldürmeniz yeterli, zira derin sürülürse köklere zarar verebilirsiniz.

Bu kış havalar müsade ettikçe tarlada toprak tava gelir gelmez çapalama işlerini yaptım.

Çok taşlı yamaç alanlarda bir kaç çapa bıçağını kırdıysam da olacak o kadar deyip işi bitirdim.
En son yine bir arkadaşımın traktörüyle tek çift kat diskaro yaptık o kadar.

Zeytinlikle köy arası yaklaşık altı buçuk kilometre mesafede. Düz yolda çapa makinesinin arkasına monte ettiğim romorkün üstüne binip zeytinliğe gitmem nerden baksan 50 dakikayı alıyor. Yolda beni geçmeyen yok gibi. Saatte 10 km hız sözkonusu ve gidene kadar çekirdek çitleyebilir, çay içebilir keyif yapabilirsiniz desem yeri var. O kadar yavaş yani…

ne kadar hız o kadar risk

Ama buna kuyruk milinden güç alarak vites kutusu ve benzeri eklemeler yapıp pat-pat dedikleri ve saattle 60 kilometrelere çıkardıkları modeli de varmış. Yine başta da dediğim gibi ne kadar hız o kadar tehlike…
Zira bu bir çapa makinesi ve zaptetmesi zor. Gidonu sağa sola çevirirken direksiyon gibi veya motosiklet gibi değil de iki elinizle kuvvet vererek yapmanız gereken bir durum sözkonusu.

kargo sıkıntısı

Çapa makinesi arkası römork internetten geldiğinde Akköy’e kargo firmasının servisi olmadığından kargo firmasının merkezinden şehir içinde bir arkadaşıma bıraktırdım. Ordan bir arkadaşımın kamyonetiyle köye kadar getirdik.
Kasa ve çeki kısmı iki parça tahta palet üzerinde karton ambalajda gelen römorku hava kararmasına rağmen hemen monte ettim.
Montaj basit vidaları doğru yerlere sıkın yeterli. Monte ettikten sonra köyde test sürüşünü yaptım ve döndürürken gidonun göğsüme çarpmasının devamında göğsümde acı… İri yarı olduğumdan romorkün üzerindeki oturak fazla yakın kalıyordu, ya arkaya kaymalıydım ya da çeki demirini demirciden uzattırmalıydım. Balat’taki demircide tig kaynakla bu işlemi hallettik.

20.-TL’lık bir tepe lambası hayat kurtarabilir.
Hazır Balat’a demirciye gitmişken bir de tepe lambası taktırdım romörke. Böylece tarlayla ev arasında gidip gelirken daha emniyetli yol alabilirdim. Tepe lambası 12 Volt aküden kendi bağladığım kabloyla elektrik alıyor ve sadece yol kullanımı için. Tarlada çalışırken kelebek vidalı yaptırdığım tepe lambasını yerinden söküp bir köşeye koyabilirim. Zira ağaçlara tosabilir.

Romorkün üzerinde fosforlu baskılar olsa bile yine internetten sipariş ettiğim ikaz reflektörünü de monte ettikten sonra gidip gelirken fosforlu yelek de giyince bu iş tamam dedim. Bir de yola çıkarken giydiğim bisiklet kaskım var tabii…

Bir şeyler koyup taşıması rahat olsun diye makaslı modelinden almıştım, dediklerine göre bu modeller 500 kg yük rahat çekebilirmiş. Ama arkasına bişeyler koyarken tabandaki sac zedelenmesin diye Didim’de hurdacıları dolaşıp taşıyıcı bant lastiği aradım. Metresine 30.-TL diyen çıktıysa da ben 3 metresine 50.-TL pazarlık ettim. zaten 120 cm işimi görüyordu ve kalan da yedek olur diye düşündüm.

Bu lastiği keserken çok zorlandım. Hurdacıyla o kadar pazarlık yapınca “kesme işine karışmam” dedi ve verdiği bıçakla debelendim durdum. Eve geldikten sonra romorkun tabanı ölçüsünde işaretleyip küçük bir el spiraliyle kestim kesmesine ama her yanım lastik kırıntısı doldu…

Fren problemi

Çapa makinesinin kendi freni yok ama romörkün var. Fren Tertibatının oluşu harika…
Ayak freni yokuş yukarı dururken elle manuel olarak kilitlenebiliyor ve çok işe yarıyor. Durmak istediğinizde ayak freni olmasa çapa makinenizde hiç şansınız yok. Emniyet mandalını sol elinizden bıraktığınızda motor biraz daha viteste bile olsa deva eder ama romorkteki ayak freni sizi durdurmaya yarayabilir. Yine de aşırı dikkat gerektiren bir olay ve motosikletten bile zor geldi kullanımı bana.

masraf değil, yatırım

Harcamalar olmadan birşeyler elde etmek zor. Zeytinliğe harcadığımıza masraf yerine yatırım gözüyle bakmak lazım. Hiç sulamadığımız memecik ve ayvalık cinsi zeytinlerimiz diğer komşularımızın artezyen açıp sulama yaptıkları gemlik tipi sofralık cinsine göre daha uzun zamanda verime geçiyor.

Böcekle kimyasal mücadele için veya kış aylarında bordo bulamacı spreylemek için sırada bir ilaçlama tankı siparişi var. Ortalama 1200 litre şu anda harcadığım sıvı ilaçlama yaparken 600 litrelik depoyla iki tur demek. Ağaçların her yıl büyüdüğünü de hesaba katarsak Her tur için 80-100.-TL gibi bir harcamayı çapa makinesinin arkasına veya romorkuna yerleştirebileceğim bir sistem alırsam çözeceğimi sanıyorum.
Yada bordo bulamacı ve organik bitki besinleri haricinde ağaçlara bişeyler spreylemeden sadece böcek tuzaklarıyla bu masrafı düşürebilirim düşüncesindeyim.

romorkla ilk taş taşıma
Çapa makinemi çektiğim video

Tarlanın içinden epey bir taş atmamıza rağmen sürdükçe irili ufaklı taşlar çıkıyor.
Bu taşları sınırlara taşıyıp taş duvar öresim var.
Bir metre yüksekliğinde kuru harçsız bir duvar bile olur.

Didime Bahar Geldi

Didim bambaşka güzeldir. Bir sabah uyanırsınız yaz gelivermiştir. Aslında bahar dedikleri sadece tatlı bir yorgunluk, uçuşan polenleri taşıyan arılar, radyoda iyi müzik, çay kokusu, daha ötesi değil; yaz geldi işte… Daha ne olsun… Aniden.. Birdenbire…
Cemre nereye düşerse iyidir… Yeter ki düşsün, yeşertsin suyu, havayı, toprağı canlandırsın… Bu sene buralarda geçen seneye oranla az yağmur yağdı. Ekinler dizboyu, bu saatten sonra yağsa da zeytinlere en çok faydası olacak, zira ekinler baş veriyor, fiğ biçilip paketleniyor…

işte bahar! hepiniz “yazın müjdecisidir” dese bile çiftçinin en sevmediği aylar bu bahar ayları. Martın sonu Nisan Mayıs.. Çiftçinin bütün yıl boyunca çalıştığından fazlasıdır bu aylar… Bezdirir düpedüz…
Mücadele etmesi gereken yabancı otlar bu mevsimde fışkırır, biçmesi sürmesi gerek. Koyunlar kuzularlar, ağaçlar budanırlar, toprak hazırlanır, domates biber ekilmelidir, karpuz aynı… Öte yandan “Akköy çileği Didim’de baharı müjdeler” dersek ne kadar katılırsınız…

Çim çıktı çok şükür
Şubat aylarının sonuna doğru Didimde bir seyahat acentasından arkadaşım beni aradı “abi bahçe aldım gel yardım et”… Heyecenlandım. “Hayırlı Olsun kaç dönüm, ne yardımı?” deyince “1 dönüm ve ağaçlar dedi”. Bir sitenin bahçe işlerini almış. Sandığım gibi kökten almamış yani. Zaten kim kendi branşında çalışıyor ki… Varsın acentacı da bahçe işi yapsın. Hem biraz hareketin zararı olmaz, faydası olur…

çim ekmek zahmetli iş

çim çıktı nihayet, biçildi bile

Çim ekilecek, ağaçlar budanacak, gübrelenecek vesaire. Peki dedim “hiç çim ektin mi ?” Ben ekmedim şahsen. Ağaç tamam ama çimi Lise yıllarında sık sık gittiğimiz stadyumda görürdük. Sabah akşam sulandığını en ufak şeyden zarar gördüğünü, stadyumda danaburnu için çimi sürekli havalandırdıklarını, nasıl biçtiklerini, kocaman metal bir silindiri nasıl bir kaç adamın zorlanarak sürüklediğini görmüştüm.
Düşen rezervasyonların ağır ağır açılan yaz sezonunun öncesinde boşta kalmamak için “yaparım” demiş ve anlaşmışlardı site yönetimiyle. O da çim ekmemiş ama ziraatçiye sormuş “arsızdır… serpelersin fışkırır” deyince “tamam” demiş almış bahçeyi…
Çapa makinesiyle site ilk yapıldığından beri yenilenmemiş çimi yırtmak kolay olmadı. Nerden baksan 15 senelik çim, beton gibi olmuş mubarek. Çimi parçaladıktan sonra bir kaç kere gidip toprağı yumuşattıkça ilk serilen bahçe toprağının ardından dolgu için dökülen taşlar da yüzeye çıktı… Bir hafta kuru çim köklerini ve taşları tırmıklayıp el arabasıyla attıkça arazinin en az bir buçuk dönüm olduğunu farkettik.

Milas’ın dağ köylerinden getirdikleri yanmış keçi gübresinin eleyip üç gübreye bir oranında mille karıştırıp, tırmıkla günlerce düzelttiğimiz alana silindir çektikten sonra serpeleyerek ektiğimiz çim tohumlarının üzerine kapak yapıp yeniden silindirle bastırıp suladık.
Sabah Akşam su… ve çim yeşerdi, büyüdü, ilk biçim yapıldı. Ziraatçinin dediği gibi arsızmış ve serpelersin fışkırırmış. Ama çok zahmetli ve pahalı… Yine de güzel görüntüsünden dolayı herkes çimi sever… O tatlı yeşile bakmak ve sakinleşmek ister…

Hurma Tırmaladı
Palmiyeleri budarken aradaki hurma ağaçlarını da budadık. Harst diye eldivenimi delip elime batan hurma dikeni çıktı derken eldiveni çıkarınca yumruğumun ortasına orta parmağımın tendonları arasına giren dikenin orda kaldığını gördüm. Çıkartıp devam ettim. Ertesi gün iltihaplandı ve irin topladı. Sıktım patlattım ama daha sonra elim tamamen şişti, zonk zonk zonklamaya başladı. Doktor antibiyotik verdi bir hafta tedavi… Hurma dikeni zehirliymiş, mikrop kapmışım. Neyse, boşa dememişler hurmalar tırmalar… Öğrenmiş oldum. Dizimi kaşırken orda da bir hurma dikeni olduğunu ve tırnağımla çıkarttığım hurma dikeniyle bir hafta beraber yaşadığımı farkettim. Hurma ağaçlarından uzak durma kararı aldım.

Aslında uzaktan hurma ağacı güzel görünüyor. Her ne kadar buralarda yetişip de hasat edilen hurma görmediysem de; yaz kış çiçek açıyor arılar bu ağacın beyaz polenlerinden besleniyor. görüntüsü de güzel…
Budarken dikenlerine dikkat edilmesi gereken bir diğer meyve ağacı da yediveren limonmuş ve dikenleri zehirliymiş… Denizde iskorpit, tragana, karada hurma yediveren limon…

Facebook sayfamda bahçe işi yaptığımı gören arkadaşlar aradılar ve bir kaç iş de ordan aldım. Bir süredir bahçevanlık yapıyorum. Bahçevan deyince Zeki Mürenin Bahçevan parçası geliyor gözlerimin önüne ama o eşeğiyle sokak sokak gezip zerzavat satıyor filimde… Benimkisi daha çok Gardener tarzı bişey…
Eh para lazım… Kime lazım değil ki…
Elimden de geliyor… “Aslında boşta kaldığımı gören arkadaşlarım bir şekilde bana yardım etmek için bana iş üretiyorlar” diyesim geliyor : )) Sağolsunlar.. iyi ki varlar…

Bahçeyle uğraşmak keyifli iş
Nihayet boyları 1 metreyi geçen ebegümeçlerini de kendi bahçemden kesebildim. Bahçeyle uğraşırken diğer işlerden de koptum azıcık.
Geçen gün yine başka bir arkadaşımın bahçesinde bir kirpi ailesi otları yolarken karşıma çıktı… Keşke hiç ellemeseydim. Ertesi gün yavrularına insan eli değdiğinden midir nedir yavruları cansız buldum. Siz siz olun bu şirin canlıları eldivenli yada eldivensiz ellemeyin. Anne kirpide ve baba kirpide dev keneler vardı, temizledim… ardından evin duvarlarla çevrili bahçesinden alıp yan taraftaki çamlık araziye bıraktım… Kirpileri arıcılar hiç sevmez. Ben severim. Mutlaka arıdan başka zararlı böceklerle de beslenip doğada dengenin bir parçasıdırlar. Kirpiyi sevmeyen ve “kovanın başına yapışıp gelen giden arıyı mideye indiriyor” diyen arıcılar benim yaptığım gibi, kovanlarına yerden en az 30 cm yüksek sehpa yaptırmalılar bence.


Akköy’den Didim’e geleneksel kutsal yol yürüyüşü düzenlendi

Kutsal yol yürüyüşü

Akköyden Didime yürüyüş

Her sene olduğu gibi bu yürüyüş baharın ilk gününe denk getirildi ve gelenekselleşmesi, her geçen yıl organizasyonun daha da profesyonelleşmesi sevindirici.

Bu yıl seyyar bir platform yaptırmışlar. Apollo tapınağının meşhur ikiz sütunlarından esinlenerek hafif malzemeden sütünları bir kamyonetin arkasına monte etmişler. Aynı zamanda konuşmacıların çıkıp konuşma yapabildikleri seyyar bir platform.
Yine konuşma öncesi konuşmacılar günün anlam ve önemini belirten konuşmalarını yaptılar, Didim Belediyesi yürüyüş öncesi katılımcılara ikramlarda bulundu, günün anısına şapka ve tişörtler dağıttı.


Sürekli rüzgar alan bir yerde tarla komşunuz sizin sınırınızın dibine budamalardan artan bir kamyon zeytin dalı yığsa ve onlar takır takır kurumuşken bu sene yaptığı budamalardan kestiklerini de yığıp yaksa ne olurdu? Sürekli rüzgar alan bir yerde zeytin dalı yakmak?!… Hem de sizin tarlanızın dibinde… Ateş sıçrarsa sizin zeytinlerinize ? Ateş bu.. üstelik cayır cayır yanan zeytin dallarından…

Keşke yakmasalardı. Keşke başka yerde yaksalardı… keşke.. keşke…
6 ağaç zarar görmüş, bazıları yenilendi. Söz verdikleri gibi yerine yenilerini dikip sulama hortumu çekmişler. Zararın telafisi için de hasatta zeytin vereceklerini söylediler. Sağlık olsun, Beterinden saklasın.

İlerde zeytinden para kazanınca mutlaka bir dal parçalayıcı alet alıp kendi budama dallarımı parçalattırıp toprağa geri vereceğim. Zira bizim topraklarımızda organik madde fakirliği var. Yakmak asla çözüm değil. Hele hele sürekli rüzgar alan yerde sınıra,  imkansızlıklardan dolayı temizletilememiş çalılığın da olduğu yerlere yakın ateş yakmak…


Hayat akıp geçiyor… Ya gidersin ya güdersin diyorlar… Ne gideyim ne güdeyim diyorum bazan… Olsa olsa bu bahar yorgunluğundandır bendeki…

“Dünyadaki cennetiniz bahçenizdir” veya “Bahçeleriniz bu dünyadaki cennetinizdir” miydi tam hatırlayamıyorum ve de kimin sözüydü, nerden aklımda kalmış bilemiyorum. Otelinin çevresindeki her karış toprağı yeşerten otelcilerimizle tanışınca bunu daha iyi anlayıp yalnız olmadığımızı gördüm.

Elbette herkesin bir bahçesi, o bahçede yemyeşil çiçekleri ağaçları olmalı ! ama bir gerçek daha var “Su pahalı”…

Yararlı Bakteriler

Antalya Expo için İzmir’in Ödemiş ilçesi Bademli beldesine Bademli’de 1071 yılında dikildiği varsayılan ve Türkiye’nin en yaşlı zeytin ağacı olan çapı 2.55 metrelik zeytin ağacı 945 yıl sonra sökülerek Antalya’ya taşındı.
Plantasyon esnasında 21.Yüzyılın JAPON Teknolojisi olan ”Etkin Mikroorganizmalar” teknolojisi ”EM Active” kullanıldı.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan on asırlık ağacın Antalya’ya yeniden dikim töreninde, “Böyle bir ağaç. İnşallah burada da tutacağına inanıyoruz ve 2015 botanik bahçesinin en önemli zenginliklerinden olacak. Tarihi bugüne, bugünü de yarınlara ulaştıracak. Ya Allah Bismillah diyerek biz de toprağımızı atalım arkasından da cansuyunu” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ağacın Antalya’daki yeni yerindeki yaş kütüğün üzerine çaktığı pirinç tabakada “6000 yıldır Anadolu topraklarında yetişen ve zeytin varlığı ile 1000 yıldır barış, sağlığı ve mutluluğu sembolize ediyor. Bolluk, bereket, mutluluk ve bilgelik sonsuza dek yeryüzünden eksik olmasın. Expo 2016 Antalya anısına bu zeytin ağacını dikiyorum. Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan”

zeytin ağacı

Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan tarafından Antalyaya dikilen 945 yaşındaki zeytin ağacı Expo için sembol olarak getirildi

Organik tarım nedir ne değildir sorusu değil bu yazımın konusu. İhtiyaçlar bilimin anası, evin bahçesinde kedilerden yayılan pirelere çözüm bulmak için harıl harıl tarım ilacı -ZEHİR- kullanmadan önce harıl harıl internette gezindim.

Pireleri kökten halledecek ağır tarım ilaçlarını kullansaydım bırakın kedileri ve çevrede yaşayan diğer canlıları; kendi sağlığımdan da olabilirdim.

Derken mikroorganizmalarla alakalı sayfalarda labaratuvar ortamında çoğaltılmış belli tip “yararlı” bakterilerin gözle zor görülen bu pirelerin yine gözle çok daha zor görünen yumurtalarının çevresinde kolonileşerek yumurtaların zamanından erken çatlatıp pirelerin üreme döngüsünü kırdığını okuyunca kendikendime “hadi canım” dedim tabii.. Ertesi gün internetten sipariş verdiğim yararlı bakterileri yağmur suyuyla karıştırıp akşamüstü bastım heryere.

İlk hafta gün aşırı 3 sefer uygulamadan sonra pire kalmadı… Evin içine dışına bahçenin yeryerine hatta kedilerin üstüne bile spreylenebiliyor oluşu an büyük avantaj. Tabii hayvanların akşam vakti üşüyeceğini hesaba katarak spreylemedik ama yattıkları yerlere her yere spreylendi. Pireden -üreme döngüsünü kırararak- bahçede kurtulmanın yanısıra hayvanlara pire spreyi de aldık.

Etkili mikroorganizmalarla bu şekilde tanıştım dersem neresi ne kadar doğru… Çünkü zaten mikroorganizmalar heryerde var… Üzüm suyunu sirke yapan, şarap yapan, sütü yoğurt yapan, peynir yapan zaten bakteriler.. Ekmekte, turşuda heryerde varlar.

EM yararlı bakteriler

EM teknolojisiyle tanıştıktan sonraki yıllarda sipariş ettiğim diğer ürünler.

Bizim toprak tahlillerimizde “canlı” kısmı çok önemli.. organik madde canlı sayısı.. Çünkü topraktaki mikroorganizmalar oradaki organik maddeleri parçalayıp ağacın köklerinden bünyesine alabileceği düzeye indirmeden sürekli çalışmaktalar.

Toprakta canlıyı arttırmak amacıyla yine bu yararlı bakterilerden katılarak kepek ve pekmezle şıkıştırılıp üzerinde beyaz küfler oluşana kadar karanlık ve ılık yerde bekletilmiş bukaşi topları yaptım, tarlada zeytin ağaçlarının sıra aralarına gömdüm.

En çok domuzlar bu kepekli topları sevmiş olacak ki tarlanın çevresine tel çekene kadar sadece tulumbayla yaprakları ve toprağı spreylemeye devam ettim.

Hiç zehir kullanmadan böcekten haşerattan zeytin ağaçlarını korumak elbette mümkün. Ama mikroorganizmalarla spreyleme yaparken normalde zehiri 20 günde 1 atıyorsanız doğal olan bu spreylemeyi nerdeyse haftada bir yapmanız lazım. Yani sürekli böceğin zararlının tepesinde olmanız lazım. Bunu da deneyerek gördüm.

Sırt tulumbasına konulan EM5 acı biber ve sarmısakla karıştırılırsa “böcek kovucu” özelliği de kazanıyor… Böcekleri bilemem ama acılı ve sarmısaklı zevkleri olan mikroorganizmalarla her daim çalışırım.

Aci mikroorganizmalara zarar vermez mi? Antioksidan olduğundan dolayı mikroorganizmalar acı çok severlermiş. “acaba bu mikroorganizmalar bir işkembe çorbası olsa da içerler mi” acı biber ve sarmısağı seviyorlasa bu kadar…

EM Nedir ?

EM “Etkin Mikroorganizma” teriminin kısaltılmış şeklidir. EM değişik türde mikroorganizmalardan oluşmaktadır ve doğadan toplanarak kendine özgü şartlarda üretilmektedir.EM kimyasal madde değildir ve kesinlikle gen değişimine uğramamıştır. EM, Japonya’nın Okinava kentindeki Ryukyus Üniversitesi’nden Prof. Dr. Teruo Higa tarafından geçen yüzyılın sonlarında geliştirilmiş. EM’in kullanımı Asya ülkeleri başta olmak üzere son 20 yıl içinde son derece yaygınlaşmıştır.

EM’NİN İÇİNDE HANGİ MİKROORGANİZMALAR VAR ?

EM, tek bir mikroorganizma türü olmayıp, çeşitli mikroorganizma gruplarının karışımından oluşmaktadır. EM’nin içindeki mikroorganizmalar başlıca 5 ana gruptan oluşmaktadır.
1- Fotosentez bakterisi (Fototropik bakteri)

Fotosentez bakterileri, yaşamlarını kendi kendilerine destekleyen bağımsız bakterilerdir. Bu bakteriler, güneş ışınlarını ve toprağın ısısını enerji kaynağı olarak kullanarak; kök salgılarından, organik maddeden ve/veya zararlı gazlardan (örneğin, hidrojen sülfür) yararlı maddeler sentezlerler. Yararlı maddelerse amino asitler, nükleik asitler, biyoaktif maddeler ve şekerden oluşmaktadır ki bunların hepsi bitkilerin büyümesini ve gelişmesini teşvik etmektedir.

2- Laktik asit bakterisi

Laktik asit bakterisi, fotosentez bakterisinin ve mayanın ürettiği şekerler ve diğer karbohidratlardan laktik asit üretir. Uzun süredir laktik asit bakterilerini kullanarak yoğurt ve turşu yapılması bu sayede mümkün olmaktadır. Bununla birlikte, laktik asit çok kuvvetli bir sterilize edicidir. Zararlı bakterileri bastırır ve organik maddenin bozunmasını hızlandırır.

Laktik asit bakterisi, sürekli ekilen tarımsal bitkilerde hastalıklara neden olan Fusaryum adlı zararlı mikroorganizmanın çoğalmasını/yayılmasını engelleme yeteneğine sahiptir. Fusaryum popülasyonunun artması genel olarak bitkileri zayıflatmaktadır. Bu durum hastalıkları teşvik etmekte ve zararlı nematodların aniden çoğalmasına neden olmaktadır. Laktik asit bakterileri, Fusaryumun yayılmasını ve işlevini bastırırken, nematod oluşumları da yavaş yavaş ortadan yok olmaktadır.

3- Mayalar

Mayalar; fotosentez bakterileri, organik madde ve bitki kökleri tarafından salgılanan amino asitler ve şekerlerden bitkilerin büyümeleri için yararlı antimikrobiyel ve yararlı maddeler sentezlerler.Mayalar tarafından üretilen hormonlar ve enzimler gibi biyoaktif maddeler aktif olarak hücre ve kök bölünmesini teşvik eder. Mayaların salgıları, laktik asit bakterileri ve actinomisetler gibi etkin mikroorganizmalar için büyüme ortamı sağlarlar.

4- Aktinomisetler

Bakterilerle mantarlar arasında bir yapıya sahip actinomisetler, fotosentez bakterileri ve organik madde tarafından salgılanan amino asitlerden antimikrobiyel maddeler üretirler. Bu antimikrobiyel maddeler ise, zararlı mantar ve bakterileri bastırırlar.Aktinomisetler fotosentez bakterileri ile birarada yaşayabilirler. Böylece, her iki tür de toprağın antimikrobiyel etkinliğini artırarak toprak ortamının kalitesini yükseltirler.

5- Küfler

Aspergillus ve Penicillium gibi küfler organik maddeyi hızla bozunmaya uğratarak; alkol, esterler ve antimikrobiyel maddeler üretirler. Bunlar ise, kötü kokuları bastırır ve zararlı böceklerle kurtçukları önlerler.Etkin Mikroorganizmalar içinde bulunan her bir türün (fotosentetik bakteriler, laktik asit bakterileri, mantarlar, aktinomisetler ve küfler) kendine özgü önemli bir işlevi bulunmaktadır. Ancak, fotosentez bakterileri, EM etkinliğinin en önemli bileşenidir.

Fotosentez bakterileri, diğer mikroorganizmaların etkinliklerini destekler. Diğer yandan, fotosentez bakterileri, diğer mikroorganizmalarca üretilen maddeleri de kullanırlar. Bu olay, “birlikte varoluş (coexistence) ve birlikte gelişme (co-prosperity)” olarak adlandırılmaktadır.Toprakta Etkin Mikroorganizmalar arttıkça, yerli etkin mikroorganizmaların popülasyonu da giderek artar. Böylece, mikroflora zenginleşir ve topraktaki mikrobiyel ekosistemler iyi dengelenir. Belirli tür mikroorganizmaların (özellikle zararlı olanların) artışı önlenir. Böylelikle topraktan kaynaklanan hastalıklar bastırılmış olur.

Bitki kökleri; karbohidratlar, amino ve organik asitler ve aktif enzimler salgılar. Etkin mikroorganizmalar büyümek için bu salgıları kullanırlar. Bu süreç sırasında, EM, amino ve nükleik asitler, bitkiler için çeşitli vitaminler ve hormonlar da salgılarlar. Dahası, bu tür topraklarda, etkin mikroorganizmalar kök bölgesinde (rhizosphere), bitki ile birlikte bulunurlar (symbiosis). Sonuç olarak, etkin mikroorganizmaların baskın olduğu bu tür topraklarda bitkiler olağanüstü iyi büyürler.

Kendi Arılığımda EM

Arıcılıkta EM kullanımı

Etkili Mikroorganizmaların arıcılıkta kullanımı

Arılığımda etkili mikroorganizmaları kovanların çevresine spreyledim. Olası mantari hastalıklara, küflere karşı bunun faydalı olup olmayacağını meraktan.

Çünkü bir arı kovanında en büyük bela nem ve beraberinde oluşan kovan içi küf. Bu küf bakterisi oluşmasın diye zaten ilk tabanı elektellei kovana geçen benim. Çevremdeki diğer arıcılar arı üşür, üşürse yavru çürüklüğü olur deseler de bildiğimi okudum ve kış aylarında kovan içi hava sirkülasyonunu sağlayıp küften kısmen kurtuldum.

Arılıkta EM spreyledikten bir süre sonra yaptığım kontrollerde arıların kovana artan bakteri sayısına tedbir olarak nbormalden çok daha fazla propolis taşıdıklarını gözlemledim.

Zaten propolis üretimi de yaptığımdan bu işime geldi tabii. hatta bazı kovanların örtü bezlerine direkt bundan spreyleyip, propolis tuzağının üstünü bununla örttüm. Sonuç harika. Ama her mevsimde aynı olmayablir. Bazı arı ırkları çok propolisli çalışıyorken bazıları da çok temiz.

Tabii bunlar benim kendikendime amatörce yaptığım küçük deneyler. Doğal oluşu elbette bir avantaj ama arılar minicik canlılar ve biri bile kazayla sokup öldüklerinde üzülüyorum, bırakın olur olmaz şeyler vermeyi…

EM Teknolojisi Nedir ?

EM kullanımının sağlık açısından güvenli olduğu, belirli araştırmalar çerçevesinde Japonya ve diğer ülkelerde kanıtlanmıştır. İçildiğinde dahi herhangi bir zararlı etkisi görülmemiştir. Birçok ülkede EM bir içecek olarak izne sahiptir. Tarımsal uygulamaların dışında hijyen gerektiren yerlerde de kullanılmaktadır. Yasaların çok sıkı olduğu Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde dahi EM üretimi ve satışı serbesttir. EM Teknolojisi tarım, hayvancılık, balıkçılık, çevre ve tıp alanlarında uygulanmaktadır.

Buradan da anlaşılabileceği gibi EM-Teknolojisi sadece tarımda faaliyet göstermemekte, bir çok alanda uygulanmaktadır. EM ile genel anlamda her alandaki oksidasyon oluşumu antioksidasyona dönüşerek mikroorganizmalar sayesinde engellenmektedir.

EM DÜNYADA YAYGIN OLARAK KULLANILMAKTA

EM 150 ülkede kullanılmaktadır ve EM-Teknolojisi 13 Ülkede Ulusal Politikanın bir parçası haline gelmiş.

EM Teknolojisinin başlangıcı, 1968 yılına dayanmaktadır ve amacı hasattaki verimliliği arttırmak ve bozunmanın ya da çürümenin önüne geçmekmiş. Ancak 1980’ler döneminde pratik uygulamalar olumlu sonuçlar göstermeye başlamış. 1982 yılında EM pratikte uygulanabilir hale gelmiş ve dünyanın birçok yerinde kullanılmaya başlanmış.

Gıdalardan başlayarak, çevresel koşulların elverişli hale getirilmesi, insan sağlığının düzeltilmesi, enerji problemlerinin çözümlenmesine kadar olumlu sonuçlar vb. EM-Teknolojisi sayesinde şehir çöplüklerinde biriken organik atıklar çevreye zarar vermeyecek şekilde dönüştürülebilmektedir ve elde edilen ürünler tarımsal alanlarda, hayvancılıkta, ormancılıkta en iyi şekilde ve en düşük maliyetle kullanılabilmektedir. Sanayi atık suları ve şehir atık suları kapalı sistemlerde tekrar tekrar arıtılabilmektedir. Bu teknoloji büyük çapta uygulandığında, şehir çöpleri ve atık sular için harcanan inanılmaz bütçeler büyük ölçüde düşecektir.

Yani çöplüklerde parçalamayı hızlandırıcı, arıtma tesislerinde ortaya çıkan kötü kokuyu bertaraf edici olarak bakterilerden elbette yararlanılıyor.

Vertisilyum Solgunluğu tarih olur mu ?

Yakın zamanda tarlalarda kuruyan dev zeytin ağaçları zeytincileri çok korkuttu. Yapılan araştırmalarda Vertisilyum Solgunluğu adı verilen “vertisilyum dahliae” denilen bir mantarın yolaçtığı ve bugün için herhangi bir ilaçla tedavisi söz konusu olmayan bu hastalığın toprakta çoğalan kötü bakterilerin ağacı sarmasından kaynaklandığı ortaya çıktı.

Vertisilyum solgunluğunu doğada varolan yararlı mikroorganizmaları kullanarak yenebiliriz tezini savunanlardanım. Bence de bu hastalığı yine doğada varolan bir silahla yenmeyi düşünmeliyiz. Herşeye kimyasal yollardan (doğal olmayan yollardan) çare bulmakta ısrar eden insaoğlu belki de bu hastalığın ana sebebi…  Bu doğal çözüm zararlı mikroorganizmalara karşı yararlı mikroorganizmaları kullanmak olabilir şüphesiz.

Etkili mikroorganizmalar hakkında daha detaylı bilgi: http://www.emturkey.com.tr/TR/ana-sayfa/1-0/20150526.html

Vertisilyum solgunluğuna karşı EM kullanımı konusunda bir makale: http://em-uygulamalar.blogspot.com.tr/2009/10/zeytin-solgunluguna-kars-em-kullanm.html

Güneş Enerjisi Panel Hurdası

Güneş Enerjisi panel hurdası deyip geçmeyin.
Geçen yıl Didimde her yer buz tuttu ve çatısında su ısıtmak için güneş paneli olan herkesin sular aktı da taştı. Sıhhi tesisatçılar paraya para demedi, bir de iş yoğunluğundan iş beğenmeyip işe gitmeyen sıhhi tesisatçı da çoktu.
Hatta rüzgarlı havalarda çatıya çıkmayan, rüzgarsız havalarda bu işi yapan da çoktu.
Herneyse.. Olan oldu ve genelde galvanizli demir sac plakaların aralarında su dolaşacak şekilde oluklar olan bu paneller ısıyla genleşip suyla daha bier basınçlana basınçlana eskidiler dayanamaz hale geldiler… içinde tortulanan sudaki kireç, demir ve buna benzer diğer mineraller de cabası.
Patlayan çatlayan çıkartılıp yenisi değiştirilince bir köşeye atılan bu saç levhalar bahçesinin bir köşesinde eskiciyi bekler. Aluminyum olanlar elbet daha değerli.

Geçen gün bu panellerden su ısıtmak için değil de hava ısıtmak için nasıl kullanırım diye bir dizi işleme girdim.
Termometrem bile yok ama zaten bilimsel deney de değil, yani bir bilimselliği var elbet ama çok da sorun değil. Boş zamanınız ve malzemeniz varsa denemeğe değer.
Neden? Çünkü salon geniş, üstünde çatı yok, olsa bile pencereler büyük, izolasyon eski sistem ve en önemlisi Güneşten bedava olmasına rağmen yeteri kadar faydalanamıyoruz.
Düne kadar elektrik üreten paneller tonla paraykern şimdi ucuzladı ve pahalı elektrik faturalarını sıfırlamak isteyen bunlarsdan takıyor. Belki 5-6 sen içinde kendini amorti bile ediyordur.

Taş Ev

Güneşle sadece tepedeki güneş panelleriyle alakası olduğunu sandığım taş gibi pasif ev

Kuzey Avrupada, güneşi bizim kadar bol olmayan memleketlerde bu teknolojiyi geliştirip yenilenebilir enerjiye temiz enerjişye geçerlerken bizim hala fosil ve atoma mecburiyetimiz acaba bizi de güneşe rüzgara bir gün yöneltecek mi?
Ha evet var! Ülkemizde “güneş evi” var, Üniversiteler bünyesinde güneş panelleriyle çalışan araçlar vb var. Ama o teknoloji bize ne zaman nasıl gelir?

Adamlar yarışmalar düzenleyip yeni buluşlar yapılsın diye teşvikler ödüller koyuyorlar bu enerji kullanımını en aza indirgesinler diye. Evlerde yağmur suyunu toplayan, filtreleyip kullandıran, elektriğini kendisi üreten, rüzgarın geliş yönüne göre evi soğuran mesela. en ince dinamiğe kadar hesaplanmış, düşünülmüş evler yapıyorlar.

Son zamanlarda yakacak masraflarını aza indirgemek için ciddi kanunlar değişti, eski taş binalara bile restorasyon yaparken dış cephe sıva atmalar, restorasyona yakışmasa bile yapılan bu sıva ile izolasyon adına ciddi katkılar var. İşte mantolama, cam giydirme vb yaptırırsan vergiden düşülüyor bildiğim kadarıyla.

Herneyse, bu yazımın konusu bu değil,

güneş paneli hurdası

mutlaka çapak gözlüğünüz olsun göze dikkat

Eski Güneş Panelini kesmek için bir canavar, ona uygun taş, gözlük, eldiven ve tabii dikkat lazım. Bunlar varsa başlıyoruz.

Önceki yıllarda panjurların güneş gören yerleri

Önceki yıllarda panjurların güneş gören yerlerini siyaha boyamıştım

Bu şekilde Panjurları ısıtıp pencere içlerine biriken nemi bertaraf edebilirsiniz belki. Ama panjurların tuttuğu ısı akşam olunca uçup gittiği gibi, camın arkasına salona geçmiyor. Yine de gün boyu ısınan panjurlar pencerenizde oluşabilecek hava akımını bir nebze yumuşatabilir.

tam ortadan iliye kesilen güneş paneli

tam ortadan iliye kesilen güneş paneli

Güneş Panelini tam ortadan ikiye keserek içinden çıkan mineralleri de temizleyerek devam ediyorum.

delikler hava için

kestiğim panele delik açıyorum

Pencereye asınca üstte kalmasını istediğim bu kısımda içinde ısınan havanın çıkabilmesi için delikler açıyorum

güneş enerjisi paneli

sprey boyayla siyaha boyuyorum

Siyah ısı çeker diye biliyoruz ve boyamadan önce hangi siyaha boyasam diye düşündüm. Boya yüksek ısılara çıkmayacağından fırın, motor, egzost gibi yerlere atılan yüksek ısıya dayanıklı boya değil (bir kutusu 20-25.- TL çok fazla bu iş için); onun yerine sıradan sentetik boya atacağım 3 – 5.- TL gibi bir fiyata bulabileceğim bir sprey boya tercih ediyorum.

boya attığım panel

Güneş Panelimiz boyanınca yeni oldu

Makyaj herşeyi sildi. Güneş Paneli gençleşiverdi, güzelleşti. Boya işe yaradı.

güneş paneli

penceremde güneş paneli

Pencereye tutturduğum panelin galvenizli ve parlak arka yüzeyini boyamıyorum. Yaz aylarında pencereye dışardan koyup güneşi yansıtmasını deneyebilirim.

Diğer kullanım şekli: Akşam olunca sobanızıla duvar aasına koyup duvarın ısınmasını engellebilirsiniz, hatta sağlam panele boru monte edip soba çevresinde su bile ısıtılabilir, Güneşte ön yüzü ısınan panelin arkasına ıslak havlu asılıp kurutulabilir. Tam bir Zihni Sinir procesi yani şimdi…

yukardaki güneş olimpiyatlarında İspanyol ekibin yaptığı güneş evinin detayları bu adreste: http://inhabitat.com/stunning-fablab-passive-house-unveiled-at-europes-solar-decathlon/

Zeytinlikte Bağ Evi

Zeytinlikte bağ evi hiç olur mu demeyin. Siz yapana kadar zeytin ağacı bile olmaz. İşte ilk harcı karıp ilk taşı betona bandırdığım gün BUGÜN.
Daha önceden GPS koordinatlarını alıp bildirdiğimiz noktaya inşaata başladık.

ustalar beton kararken

Adem Evcen ve Enn Kahramann Rıdvann

Ustasız olmaz
Bir pişirimlik ekmeğin varsa fırıncıya kardır demişler. İşi bilenlşe yap veya gücün yetiytorsa yaptır. Bazan gücün de vardır ama işler güçle değil; arkadaşla olur.
Adem Evceni taa DidimFM Radyosunda çalarken tanırım. Biz istek parçaları çalarken o da bugün Yenihisar merkezdeki parkın olduğu yerde demirden barakalardan adeta Çin mahallesinin Didim versiyonu gibi duran sactan barakalardan birinde “meşhur Ödemiş Köftecisi”ydi.
Sadece bize göre mi meşhurdu? yada heryeri demir ve sactan bu barakanın kapısının girişindeki küçücük tabelasında “meşhur” Ödemiş Köftesi yazdığından mıydı ? Didimde Peugeot(Pejo) marka motosikletiyle(mobilet tarzı bişey) köfteleri telefonla aldığı siparişle dükkanlara götüren ve dolayısıyla Didim’de ilk paket servisini yapmış saydığımız bu meşhur Ödemiş köftecisinin tarifi sır gibi saklı ve her seferinde standart lezzetteki köftelerine asıl tadını veren kullandığı yağ mıydı? yoksa yağda kavurduğu kırmızı toz biberi miydi? köftenin içine irmik koyar mıydı ? tam çözebilmiş değilim.
Ama her öğlen mekan dolar dolar taşardı. Perşembe günleri Didimin tek pazarıydı ve pazaryeri de bu parkın olduğu yerdi. Yani pazaryerinin ortasında Meşhur Ödemiş köftesi yersin, hem doyarsın hem çok hesaplıdır yanında da istersen roka yeşillik bol soğan veya piyaz yada yoğurt.
Biz radyodan buraya öğlen yemeklerine kaçar ve çok aç giderdik ki bitirebilelim. O kadar bol kepçelerdi Adem, Rahmetli Babası Raif Amca ve yine Rahmetli Anneleri Iraz Hanım.
Aradan yıllar geçse de biz bağlarımızı kopartmadık, gerek biraderi Mehmetle gerekse Ademle gördükçe selamlaştık hal hatır sorduk. Adem, barakalar belediye tarafından yıkılıp mekan işi bitince alçı, kartonpiyer işine girdiyse de aşçılıktan kopmadı, bazan hint yemeği yapan bir mutfakta, bazan küçük otel mutfaklarında pişirmeye devam etti.

Zeytinlikte bağ evi yapmak istediğim zemin yerli kaya. Bu durumda temelden çok su basamağı ön plana çıktı.

Zaten toprak reformu kapsamında dağıtım yapılırken yıllar önce buraları tarımsal amaçlı kullanan ve devlete ecrimisil (işgal parası) ödeyenler öncelikli hak sahipleriydi.

Ben de onlardan biriyim. Babama zamanında “buraya ağaç dikelim” dediğimde “deniz görüyo bize yedirmezler” demişti rahmetli. İyi ki de ağaç dikmemişiz yoksa içindeki ağaçtan dolayı bize satarken daha yüksek değer biçeceklerdi.

Devlet toprağı olmayan çiftçiye buradaki tarlaları zeytin projeli olarak dağıttı. Daha aşağıda yol kenarında da bir tarla açmıştık. Orasını istemedim çünkü toprağı yoğun kireçli. Halk arasında köfeke deriz. Bu şimdiki tarlada ise kara toprak var.

zeytinlikte

Adem Evcen ve En Kahraman Rıdvan iş başında

Dağıtım Yapılırken ÇadırTepeyi sabit belirleyen haritacılar herkese 28 dönümlük parseller dağıttılar. İlk 5 sene ödeme yok sonrasında 10 sene taksitli.

Bu dağıtımda emeği geçenlerin hakları ödenmez. Herkesin üstüne düşeni layıkıyla yaptığına inanıyoruz. Her ne kadar itiraz edenler, beğenmeyenler olduysa da herkesin tarlasına bakınca kiminde suyun yarıp geçtiği bir vadi, kiminde 3-5 dönümlük yerli kayalık, kiminde dik yamaçlar yarlar var. Ama herkesin tarlasında var kepçenin dozerin bile işleyemediği yerler.

Herkesin 35 metrekare depo amaçlı bina yapma hakkı var. Dağıtımdan sonra Köyün yamacındaki hazine arazisi de parsellendi ve üzerinde ev tapusu olmayanlara kura usulü dağıtıldı. Arsa alamamış olanların tarlalarına 75 metrekare dam yapma hakkı var diye biliyorum.

Benim hazırladığım yer ortalama 5 metreye 3 buçuk metre. Bakalım neye benzeyecek.

Biz bitirmeye yakın Adem ve Rıdvan gittikten sonra tarlaya bir traktör giriyor. İşte şimdi yakaladım diyorum tarlayı boydan boya geçen yol eden traktörü. Dönünce bakıyorum bu üst tarla komşum…