günbatımı didim Taşburun

Bu yıl zeytinler başta, çiftçinin yetiştirdiği arpa buğdaya kadar buralarda ürün keyifsiz,  üretici keyifsiz.
Kış kurak geçti desek yeridir.
Zamanlı zamansız esen sıcak rüzgarlar, yağış umuduyla kafamızı göğe çevirdiğimizde dağılan bulutlar. Milasa Bafaya Kazıklıya yağarken buralarda çiseleyip geçen bulutlar.
“Ha tabii orda tepelerde sırtlarda dağlarda çam ormanları var ve bulutu çekiyor” diyorum kendikendime.
İnternete bakınca yada arada gazeteleri karıştırırken karşıma çıkan makalelerde eskisi kadar fazla olmasa da küresel ısınmadan bahsediliyor. Oysa hala dünyamız ısınıyor ve iklimler değişiyor… Kimine göre ısınıyoruz kimine göre soğuyoruz…

Akbük Kazıklı arasında

Akbük Kazıklı arasında motorumla yeşile akıyoruz

Uzmanlar, özellikle son 30 yılda ormanların, makilik alanların, meraların, göllerin ve çayırların inanılmaz bir hızla katledildiğini söylüyorlar. Doğal alanların, daha fazla sanayi alanı veya tarım alanı açmak için yok edildiğini söyleyen uzmanlar, “Bu yüzden karbondioksit salınımına ilişkin doğal denge bozuldu” diyorlar.

Dünyadaki karbondioksit oranının artmasının en önemli nedeni yeşil örtünün hızla yok edilmesi.
Çünkü, 20 metre boyundaki bir ağaç tam 12 kişinin 1 yıl boyunca birlikte ürettiği karbondioksidi emerek oksijene dönüştürebiliyorken siz binlerce ağacı yok ederseniz oksijen azalacak, ozon tabakasındaki delik büyüyecek, küresel ısınma artacak diyor uzmanlar.
Evliya Çelebi’nin “Seyahatname” adlı eserinde, “Van’daki bir sincabın daldan dala atlayarak İskenderun Körfezi’ne kadar gidebildiğini” yazmış.
Buralarda da bu duruma benzer örnekler veren yaşlılarla konuşunca onların büyüklerinden duydukları çok eskiden o zamanlarda Akköyden Didime bir sincabın hiç ağaçtan inmeden gidebildiği
Tarım arazisi açmak için açılan yada bir doğa felaketi olarak tanıdığımız yangınlar yok olan ağacın yerine yenilerinin dikilmeyişi…

Doğadaki en vahşi yaratık yine insan.
Gözardı edile edile ormanlarla birlikte ağaçla birlikte yok ettiğimiz yine kendimiziz düpedüz.
Didim Akbük yol kenarlarına dikilen çam ağaçları o yol boyunca doğal maki örtüsünden sonra görebildiğimiz en güzel yeşil. Akbük sırtlarındaki çam ormanlarını da buna katalım. Akköyde kesilen onca meşe ve çamdan kalanlar… belki oraya bir yürüyüş yolu yapılırsa daha iyi korunur.
Belki doğa insan olmadan kendi dengesinde çok daha mutlu ama bu mümkün görünmüyor.

ille de meşe değil ?
Ağaçlandıralım diye tek tip ağaç ekmenin yanlış olduğunu da vurgulayan uzmanlar ille de meşe diyorlar. Kazık kökleriyle toprak erozyonunu önleyip su tutmasını ve mikroorganizma açısından zenginleştirmesinin yanısıra, palamutuyla yaban hayvanlarını, keçileri besleyen, elbette böcekleri toplayan kuşların yuvası olması yönüyle de önemlidir meşe en az diğer ağaçlar kadar.
Çevremizde makilik dediğimiz ve okulda Akdeniz iklimi bitki örtüsü diye öğrendiğimiz fundalıkların, aslında 14 türü olan meşe ağacının akmeşe denilen bir türü olduğunu okumuştum.

doğpal bitki örtüsü tarımsal amaçlı

doğal bitki örtüsü tarımsal amaçlı alan açmak için temizleniyor ?

Park ve bahçelere meyve ağacı

Yine de park ve bahçelere meyve ağaçları dikilmeli diyenler bunun palmiyeden daha faydalı olduğunu söyleyecekler yada arsız bir dut fidanı bile olsa hızlı gelişen dutlar olgunlaşmaya başladığında gelip geçenlere meyvelerini sunan iğdeler gibi, mis gibi kokan çiçekleriyle narenciye gibi. Hem arılara nektar hem de polen kaynağı ıhlamurlar.
Hangi ağaç olursa olsun küresel ısınmayı yavaşlatacağından dikilmeli. Her boş gördüğünüz yere ağaç dikilir mi bunu sınırlayan yasalar var mı?
Elbette bunu önceden araştırmak gerek. Çalılığı söküp tarımsal amaçlı yer açmak, en başta zeytin ağacı dikmek insanların yüzyıllardır yaptıkları bir şey.
Son yıllarda zeytin fidesinde cins seçimi yapılırken de ticari kaygıların önplana çıktığı ve bodur Gemlik tipi ağaçların her yerede teşvik edildiği biliniyor.
Oysa her ağaç kendi toprağında en verimli. Eski cins zeytinler bile sökülüp var senesi yok senesi meselesini suladıkça ürün veren cinslere kaydırmak ne derece doğru tartışılır.

kısadan hisse
Küresel ısınma gümbür gümbür geliyor ve biz ne yapıyoruz? Paranın yenmeyeceğini farkedeceğimiz günün gelmesini mi bekliyoruz?
Kıyametin koptuğunu görsen bile, elinde yeşil dal varsa dik.”
Aslında cevap sorunun içinde. Karbon salınımını durduramasa bile önemli ölçüde yavaşlatacak yeşil aksamı arttırmalı en kestirme yoldan ağaç dikmeliyiz.
Güzel şeyler de oluyor sözgelimi TEMA Vakfı‘nın, Türkiye genelinde 1 milyon hektar alanda sağlıklı meşe ormanları oluşturmak amacıyla 1998 yılında başlattığı “10 Milyar Meşe Projesi”nin başarıyla sürdürüldüğü haberini okuyorum basında.

Devasa arazi araçları yerine daha küçük motorlu hatta yakıt kullanmadıkları ve karbondioksit salınımı yapmadıkları için, doğal olarak benzinli ya da dizel araçlara kıyasla çok daha çevre dostu bir ulaşım aracı olarak karşımıza çıkan hibrit elektrikli araçlar bir yandan yeşili kirletmezken diğer yandan ozon deliğini yavaşlatmada işe yarar görünüyor.

suyu yakalamak

Su… Herşey su…

Motosiklet hatta bisiklet kullanımı yaygınlaştırmalı, güneş enerjisinden daha fazla yararlanmalı, kömürlü odunlu sobalar yerine güneşli havalarda pencereden giren güneşle bile ısınacak izolasyonlu evler yapılmalı.

Çöplerden çıkan zehirli gazlar apayrı bir yazı konusu olabilir. Çöp yığınlarından tepeler kurmak yerine evlerden başlayan bilinçle ayrıştırmaya dönüşüme gidilmeli. Yararlı Bakteriler, Mikroorganizmalar burada doğal bir katalizör görevi görüyor zaten.
Mesela cam şişeler evde ayrılmalı, yeşillik ve yemek artıkları da..

Tüketemeyeceğinden fazla ekmek almamalı, alıyorsa küflenmesini beklemeden kuşlara, hayvanlara vermeli..
Doğa kirlenmesin, yeşil yok olmasın onu temizlesin diye sırf bunlar.

Suyu Yakalamak
Su israfı ve yaşamsal önemi hakkında da yazmıştım bir kere. Suyun ne kadar değerli olduğu insanlığın varoluşundan beri bir gerçek.
İşte yağmur az yağdı zeytinler randımansız, arpa buğday ne gübresi atarsan at hışır boysuz ve cılız.
Esen sıcak rüzgarların çiçeklerini kavurup döktüğü zeytin ağaçlarına bakıp “bu sene Didim piyasasında yağ 20.-liranın altına düşmez diyorum kendi kendime.