samos balıkçıları

Samos Susam Adası suyun öteki yakası.. nam-ı diğer SUSAM Adası…
ona bu ad verilirken susama benzediğinden midir yoksa susam çok mu ekildiğindendir bilemedim.
Asıl merak ettiğim şey burnumuzun dibindeki bu Yunan Adasında ne vardı da turizmleri bizden iyiydi…

 

Çoktan beridir bir kız tanırım ben Sarıyerde…
boy pos onda, kaş göz onda ‘esmer’ ona derler… (sadece eski bir Ahmet Özhan şarkısı, nerden geldiyse aklıma…)

Kuşadasından bilet alıp feribotta rezervasyon yaparken yunanisatanın Türk vatandaşlarına vize uyguladığı için ödememiz gereken vize ücretini de ödeyip kapıda vize uygulaması için pasaportumuzla feribota bindik.

Yani bunun tam açıklaması şu: Yunanistan adalarına seyahat edecekseniz İzmirden 3 aylık turist vizesi almak için Yunan konsolosluğuna müracat edebileceğiniz gibi; daha az formaliteyle Kuşadasından bir seyahat acentasından biletinizi alıp vize müracatınızı onlar aracılığıyla yapabiliyorsunuz. Bu da seyahat tarihinden 3 gün önce olmalı, şayet karşı taraf sizi uygun görmezse telefonla acentayı arayıp  arayıp “bu arkadaş gelmesin vize alamaz” diyor… Acenta da sizi arayıp durumu bildiriyor geri iade ediyor paranızı. Aramaz ve birşey söylemezse vize alıyorsunuz demek bu.. Paniğe gerek yok…

Ama bu günübirlik alınan vize herne kadar Şengen yazıyorsa da tek günlük oluşu itibarıyle bir alay konusu “yengen” vizesi.. Şengene kafiye olsun diye yengen…

Yani “gelmişken ben bir kaç gün kalayım” hatta “diğer adaları da gezeyim” derseniz bunu mutlaka belirtmeniz lazım.

Ekonomisi malesef kötü olan Yunanistanın komşusu Türklerden vize alması kötü bir durum. Gidince göreceksininiz en iyi alışverişi yapan bizim Türkler.

Hatta bir Avrupalı turistin 3 günde harcadığını biz 1 günde harcıyormuşuz dediklerine göre…

Biz de öyle yapalım dedik ve az zamanda çok ve büyük gezelim diye araba kiraladık… Limana gelince Avrupa vatandaşlarını bir sıraya ve Türk vatandaşlarını bir sıraya diziyorlar. Avrupa pasaportu olanlar tıkırt diye geçerken Türkler toplanan pasaportlarının vizelenip verilmesi için bekliyorlar. Ardından sahil yolu boyunca rent-a-car yapan seyahat acentalarını görüyoruz. Pazarlık edebilirsiniz. Zira Limana uzak olanlar daha hesaplı geldi bize ve ordan bir Dahiatsu sirion kiraladık. Minicik görünümlü konforlu bir araç.

Ben Eşim ve Kayınvalidem Samos yollarında çok kısa bir rent a car sözleşmesinin ardından keşfe çıktık.
Türkiyede araç kiralarken eskiden senetler imzalatılırdı bir sürü sözleşmeler… Samosta bir pasaport fotokopisi alıyorlar bir de imza.. ve tabii ki para.

Büyük matematikçi Pisagorun memleketine doğru yola çıkıyoruz.
Pitagorios Samos’un başkenti diyebileceğimiz Liman kenti Vathi’nin güney doğusunda.

Aynı zamanda Büyük Menderes nehrinin döküldüğü Akköy çoraklarının kıyılarına bakan Pisagorun köyü Pitogorio pırıl pırıl, tertemiz.

Aracı kiraladıktan sonra Pitagorioya doğru yola düşünce kendi kendime “Akköyün yoluna dar diyenler gelsinler görsünler bizim köyün yoluna laf söylemesinler” diye geçirdim içimden. Ekonomik kriz mi vardı da bu kadar dar yolları genişletmemişlerdi?

Pitagorioya vardığımızda önce yol boyunda bir cafede peynirli tost yiyip portakal suyu içtik. Küçük pansiyonvari konaklama tesislerinin olduğubu belde içinde büyük otel yok desem yeridir. Hep butik tarzı veya pansiyon tarzı küçük işletmeler, alt katlarında taverna. Hiçbirinde bangır bangır müzik yok, varsa bile Yunanca taverna ezgileri, buzuki eşliğinde tırımmm trammm tarzda kulağı rahatsız etmeyecek düzeyde… Sanırım tabakların uçuştuğu sirtakiler gece yapılıyor…

Restoranların önündeki menülerde ve masada bize uzatılan menülerde bir tane “English breakfast vb.” rastlamadık ya !! yada Türkiş musakka.. Tamamen Yunan mutfağı, deniz ürünleri var. Olduklarından farklı görünmeye ne ihtiyaçları var.

Yemekler bize pek de yabancı değil, haydari, musakka, cacık, humus zaten bilinen mezeler. Spagetti domates çorbası ahtapot salatası haydari yedik, sarmısaklı ekmek eşantiyon geldi ve içecekler.. Gayet uygun fiyata güzel bir yemek yedik.
restorandaki arka masalarda hep Türk turistler vardı. İstanbuldan, İzmirden turlarla konaklamalı gelenler… Çoluk çocuk, eş-dost… Hatta caddelerde uyarı levhalarının türkçesini de yazmışlar…

Milet Aslanları gibi

Samos Vathy şehir meydanında Milet Aslanları gibi

Ardından Pitagorio’da limanın en ucuna yürüyüp meşhur matematikçi Pisagor’un adına yapılmış heykele gittik. Herkes bir kere buraya gelip fotoğraf çektiriyor. Biz de öyle yaptık.

Pisagor ya da Pythagoras (Yunanca: Πυθαγόρας), MÖ 570 – MÖ 495 yılları arasında yaşamış İyonyalı filozof (o zamanlar buralar hep İyon memleketiymiş), matematikçi ve Pisagorculuk olarak bilinen akımın kurucusudur.

En iyi bilinen önermesi, kendi adıyla anılan Pisagor önermesidir. “Sayıların babası” olarak bilinir.
Pisagor ve öğrencileri her şeyin matematikle ilgili olduğuna, sayıların nihai gerçek olduğuna, matematik aracılığıyla her şeyin tahmin edilebileceğine ve ölçülebileceğine inanmışlardır.

Kendisini filozof (Yunanca:φιλοσοφος), yani bilgeliğin dostu olarak adlandıran ilk kişiydi.

Pisagora giderken orada çok güzel bir plajı ve kenarında bir o kadar iyi tasarlanmış bir sanat galerisini de gezdik.
Çok güzel bir tesadüf Türk Asıllı Sanatçı Nevin Aladağ‘ın “Borderline” adlı enstalasyon sergisi vardı. Kapalı olmasına rağmen Türk olduğumuzu söyleyince bizi içeri aldılar ve özel olarak sergiyi gezdirdiler, anlattılar. Çok keyif aldığımı yazmalıyım.

Yan taraftaki plajda ve arabayla gezerken gördüğümüz plajlarda kumlar tertemiz. Bırakın kuma sokulan mısır koçanlarını; tek sigara izmaritine rastlayamazsınız. Tek seyyar satıcıya da rastlamadık… Bizim buralarda durum malesef bu denli medeni değil. Üzülerek gördük bunu…

Balıkçılar halen dededen kalma yöntemlerle küçük balıklı tekneleriyle avlanıyorlar. Dediklerine göre balık bolmuş. Büyük balıkçı tekneleri de vardır elbet av yasağının olmadığı zamanda mı avlanırlar bilemiyorum.
Balıkçılık yaptığım yıllarda bir arkadaşım makara yapmıştı “bizim teknelerdeki balık bulucu sonarlar çok güçlü.. hatta o kadar güçlü ki; balığı sersemletiyor ve balık Yunan karasularına kaçıyor, orda da Yunan balıkçılar tutuyor” demişti. ne derece doğru bilemem ama küçük tekneler yaz kış serbest onlarda da sanırım.

Tek günde çok şey beklemeyin

Günün sonunda çok gezecek yer olmasına karşın bir günün yeterli olmadığı kanısında birleştik. Mitilini köyünü geçip adanın ortasından tepeler tırmanıp Vathy’ye geri döndük. Günlük kiraladığımız Dahiatsu Sirion model aracın aslında bu dar yollar için ne kadar uygun olduğunu gördük.

Akşamüstü pırıl pırıl caddelerinde bakımlı ve eski binalarında rengarenk dükkanları kafeleri geride bırakıp Kuşadasına döndük.

Şu küçücük adada yapılan turizme bakınca: Şarap fabrikasıyla (ki Samosun tatlı şarabı dünyaca meşhur), zeytinyağ fabrikalarıyla, sanat galerileriyle bir bütün içinde harmanlanmış. okul çocuklarını sürekli eğiterek, buralara geziler düzenleyip ekmek yedikleri turizmi öğreterek gelmişler buralara şüphesiz.

Dönüşte Kuşadalı otelcilerden biriyle ayaküstü sohbet ederken “artık o tarz küçük otellerin bittiğini, mass turizmin, büyük tatil köylerinin bir trend olduğunu” anlatıyor anlatıyordu.

Evet .. büyük oteller… Devasa fabrikalar gibi.. herşey dahil.. ve kocaman… Samosta da büyük tatil köyleri var ama şehrin dışında.. ve en verimsiz arazilere ev yapmışlar.

Yine de ev samimiyetinde küçük bir oteli tercih eden, alt katındaki tavernasında yemek yiyip içkisini yudumlayan insanlar da var olmaya devam edecektir diye düşünüyorum kendi kendime…

Bir günlük verilen Şengen vizesi dışında hoş vakit geçirdik, kazıklanmadan, sakin, lezzetli, kültürlü, kaliteli zaman geçti…

Biz bu seyahati geçen sene yapmış olmamıza rağmen ancak oturup yazma fırsatını buldum. O zaman da dönüş yolunda adaya kaçak yollardan gelmiş göçmenler gördük ve üzüldük elbet… Dileriz bu kaçak göçmen işleri bir gün biter, Kimse o durumlara düşmez…

Bodruma yakın Kos (İstanköy) ve Çeşmeye Yakın Sakız (Chios) adasına da gitmek istiyorum.. Hatta Rodosa da… artık Şengen vizesiyle mi olur nasıl olur bilemem…

Samos gezimizdeki izlediğimiz güzergah