Didim Altınkum Limanı

sırtındayken denizin

dalgalar her vurduğunda,
köşeye sıkıştırılıp habire burnuna tokat patlatılan bir it kadar çaresizdi kayık..
o kayığın üstünde biz..ağ çekeriz..
hayat kadar boş..hayat kadar dopdolu ağlar..anam ağlar!..
fakat yakışmaz kanaatkar denizciye nankörlük ve lanet okumak fırtınaya-sırtındayken denizin- .
‘Deniz kazasıydı’ diyecekler..sandalda bir parça beze sarılı toprak fırın ekmeği,bir bitik piknik tüpü,bi kaç naylon poşet,eski gazeteler,isli bir çaydanlık,..bir de şarap şişesi bulacaklar..
köşeye sıkıştırılmış bir it kadar vahşiydi rüzgar..
kahpeydi fırtına..

bu tozda toprakta ,
aç bir köpek gibi geberip
gideceksin marko!

kimse görmeyecek yakarışlarını..
bu kırmızı bulutlar
sislere gömülmeden
önce
filikanın ipini kesecekler,
köpekbalıklarıyla dolu
okyanusta
taş bağlayacaklar boynuna..

ve korkaklar
ulumaların karıştığı
rüzgara savrulan
et kokuları arasında verdikleri b.b.q’de
şaraplarını tokuşturacaklar

bu toz toprak okyanusunda
bir it gibi gebereceksin marko!

hepimiz korkar olduğumuzdan
ondan..bundan..şundan..
hiçbirimiz ‘korkak’ diyemeyecek!

ve hepimiz
birimiz
birimiz
hepimiz için..
di. hani?

bir it gibi terkedecekler
öylesine –umarsız-seni